Cin ve Peri Nedir ?
Cinler hacmi ve kütlesi olmayan, bu alemde bir başka boyutta bulunan (yaşayan) varlıklardır. Halk dilinde Cin erkek Peri de kadın olarak düşünülür. Gerçekte de durum farklı değildir. Cinler de erkekli dişili bir yaşam sürerler; doğarlar, yaşarlar, ürerler ve ölürler. İnançları ve idealleri vardır.
“CİN” adı geçtiği zaman, genelde hepimizin içine düştüğü büyük bir yanılgı vardır!.. Hemen aklımıza, kısa boylu, ayakları ters, kulakları uzunca, gözbebekleri dikine, seri hareket edebilen, her kılıkta görünebilen varlıklar gelir… Ya da beyninde belirli bozuklukları olan kişilerin görmüş olduğu halusünasyonlar.
Kuran-ı Kerim’de bildirildiği gibi cinler dumansız ateşten yaratılmıştır. Diğer bir deyişle bir enerji birikimidir. Yani şöyle tanımlayabiliriz.
Cinler hacmi ve kütlesi olmayan, bu alemde bir başka boyutta bulunan (yaşayan) varlıklardır.
‘BEN O CİNLERİ DE İNSANLARI DA ANCAK BANA KULLUK ETSİNLER DİYE YARATTIM.’ (Zâriyet surêsi ayêt: 56) Diyor ayeti-i Kerimin mealinde.
Bu arada cinlerin ilk atasının CANN isminde bir varlık olduğunu yine Kuran dan öğreniyoruz. ’CANN IDA YALIN BİR ATEŞTEN YARATTI’ (Rahman suresi ayet: 15)
Yine Kuran’ın bir çok Ayetinde Cinlerin; Ateş halinde bulunan dünyanın içine, merkezine kadar inmek, göklerde ışık hızında gezinmek ve benzeri işler yapabilmek için zorlanmadıkları anlatılıyor. Ama Dünya ve çevresinden ayrılamadıklarını da Kurandan öğreniyoruz.
Allah’ın cinleri yarattığını hepimiz biliyoruz.Bizlerin onlardan üstün olduğumuzu da biliyoruz.
Genelde insanları bilinç altına girerek etkilerler. Cinlerin daha önceki bölümlerde de bahsettiğimiz gibi mantıkları yoktur. Değerlendirme yapamazlar. Sadece verilen görevleri yaparlar. İnsanlar gibi üstün duygu hisleri yoktur.Akıllarını tam olarak kullanamazlar. En iyi özellikleri çok hızlı hareket etme kabiliyetleri ve istedikleri insan ve nesnenin şekline girebilmeleridir.
Onlarda insanlar gibi ,yemek yerler, içerler, sarhoşu, uyuşturucu bağımlılıkları olanları, spor yapanları vardır. Nasıl insanlar yaşıyorsa, onlarında aynı şekilde yaşamlarını sürdürmeleri mümkündür.
Onlar da dünyadadırlar. Bizim bu dünyayı kullandığımız gibi onlar da bu dünyayı kullanırlar. Genelde düşünce yapıları ve inanışlarına göre yaşamları vardır. Gruplar halinde yaşarlar, kabileleri vardır. Kimi zaman onlarla bilmeden iç içe yaşarız, eski zamandan günümüze gelen bir çok tabir, bunlarla iç içe yaşamamızdan kaynaklanmaktadır.
Mesela ; karanlıkta yada yağmurlu bir havada destursuz yere basmamak, gece tırnak kesmemek, ıslık çalmamak, gibi.
Onlarında değişik yapıda olanları vardır. Kimileri evlerin banyolarında, samanlıklarda, helalarda, pisliğin içinde yaşayanlarla, odalarda, salonda, temiz yerlerde yaşayanlar da vardır.
Kabileleri 1 kabile 2 kabile 3 kabile diye sıralamak mümkündür.
Kendilerine ait şehirleri vardır. Köyleri vardır. Kısacası yaşantıları insanlarla benzerlik arz eder.
İyileri korkutmamak için insanlara pek fazla gözükmezler. Kötüleri de bir büyü sonucu yada onlara zarar verecek bir harekette korkutmak için size gözükebilirler. Bir yerlerden ses gelmesi, gece yatarken kapı çalması, ışıkların yanıp sönmesi, çeşmeden su akma sesinin gelmesi gibi buna benzer tepkiler gösterebilirler.
Sonuç olarak insanları öldürmek gibi bir hareket içinde olamazlar. Allah onlara bu izni vermemiştir.
Cinlerin daha üst kademelerine hüddam, ifrit gibi değişik isimlerde rütbeleri vardır. Bir bina yüksekliğinde daha büyüğü, kanatlısı,çift başlısı, yılan kafalısı gibi değişik şekillerde görmek mümkündür.
İnsanlara zarar vermeleri bir büyü sonucunda olur demiştik. O zaman bu durumda gösterecekleri etki yapılan büyünün durumuna bağlıdır. Müslüman bir cin, insana zarar vermez. Hayır işlerinde kullanılırlar, görev alırlar, zararsızlardır. Kendilerine zarar verildiğinde, rüyalarda neden zarar verildiğine dair hatırlatmalar yaparlar vede sizi korkutmadan olayı anlatmaya çalışırlar. Eğer anlamadığınız taktirde, en son yol olarak korkutarak anlatmaya başlarlar. Nedeni de, burada sizlerin ihmalciliğinizden kaynaklanmaktadır. Zamanında yapılan uyarıları dikkate almayıp yaparız gibi niyetlerde bulunmanızdan dolayıdır.
Evet bu bedensiz varlıklar gerçekte vardır. Onlarla bizim aramızda bir enerji yoğunluğu farklılığı vardır, bu yüzden onları göremeyiz fakat onlar bizleri görebilirler. Hareket kabiliyetleri çok fazladır, istedikleri şekilde bazı insanlara gözükebilirler ;onlar da bizim gibi inaçları olan (Müslüman, Hıristiyan, şeytana ve ateşe tapan vs. )kabileler guruplar şeklinde yaşarlar. Yerler, içerler, ibadet ederler. İnançsızları, alkolikleri, cinsel sapıklıkları olanlar vardır; düşünün ki insanın emrinde olan her şeyden onlarda nasibini almaktadır. İnsan olarak onlardan farkımız üstünlüğümüz irademizdir, mantığımızdır:burası çok önemli dikkat edilmesi lazım iradeye. Genelde insanları bilinç altına girerek etkilerler.
Kötü cinler ağaç altlarını, çöp kutularını, pisliğin olduğu yerleri, eğlence mekanlarını çok severler. Eskilerin dediği gibi destursuz geçmeyin, gece tırnak kesmeyin gibi bazı kelimeleri mutlaka duymuşunuzdur, bunlar birer anlama işaret eder genelde karanlık yerlerde gezerken yere tükürmemeye ve de elinizdeki çöpü yerlere atmamanızda fayda vardır.
Cinlerde kabileler vardır 3 kabile ye mensup 7 kabileye mensup diye her kabile bir farklı görevi vardır en kötüleri ise şeytana tapanlardır amaçları devamlı suretle kötülük
Bazı insanlara musallat olurlar onların başka karşı bir cinsle evlenmelerine izin vermezler kendileriyle cinsel ilişkiye zorlarlar zarar vermek isterlerse verebilirler fakat bunların şartları vardır .
Bazı zamanlar insanların rüya aleminde korkuturlar karabasanı buna bir örnek vermemiz mümkündür.ekil olarak en tehlikeli bazı insanlarında gördüğü yedi cücelere benziyen şekilde olanlar genelde uçan cinsi olup evlerde perde kenarlarında gözükürler ,hayvan şeklinde yılan olarak gözükenlerde tehlikeli olanlara örnek verebiliriz.
Özetle Cinlerin kalbi, gözü, kulağı, aklı, zekası, vardır. Kendilerinden gayrıya gizliler, ama birlikte yaşıyorlar. Nefisleri vardır, İsimleri vardır, beslenirler ve çok uzun yaşa salarda onlarda ölüyorlar diyebiliriz.
Cinlerin yaradılışı insanlardan öncedir. Bildiğimiz Şeytan lanetlenmeden önce cinlerin ileri gelenlerinden biriydi. Allah-ı Teala'nın emrine karşı gelen Şeytan sonsuza dek lanetlendi.
Şimdi diyeceksiniz ki madem bir başka boyut söz konusu cinler insanlara nasıl zarar verebiliyorlar? Evet haklısınız. Ancak bazı durumlarda bu boyutların kapısı açılıyor.
Aşırı korkuyla
Aşırı sevinçle
Cin ve Ruh daveti yapmakla
Mistizmi yanlış kullanmakla
Başkalarının size büyü yapmalarıyla
Bu ve bunun gibi durumlarda cinler yaşantımızı alt üst edebiliyorlar. Cinlerin verdiği zararlardan kurtulmak ve korunmak elbette mümkündür. Ancak yinede bilinçsiz yapılan korunma yarar yerine zarar verebilir.
Halk dilinde sara denilen hastalık, uyur gezerlik, zamanlı zamansız bayılmalar, Uykuda kabus görmek, sıçramak ve konuşmak, Yel de denilen vücutta gezen ağrılar, Sebepsiz asabiyet, hırçınlık, Ve daha birçok rahatsızlıklar, Tıp'bın çaresiz kaldığı bütün hastalıklar cinlerin eseridir.
Cin Çarpması Nedir ve Cin Nasıl Çıkarılır ?
Cin ve şeytan çarpmasının bariz belirtisi, kişinin hareketlerinde gözle görülür bir bozulma ve rahat yürüyememesi gelir. Adımlarında ve konuşmalarında dengesizlik olur. Söyleyeceklerini birbirine bağlamada güçlük çeker. Sizlerinin arasında mantıklı bir anlam ilişkisi kuramaz.
Çarpılma, insanın yapmak istediği veya düşündüğü bir hususu sağlıklı bir şekilde idrak edememesidir. Bunların bazıları başka hastalıklarla benzer belirtiler gösterebileceği gibi bazıları da kendine özgü çok farklı belirtiler gösterir.
Cinlerin insanları çarparak sara nöbetine sokmaları çoğunlukla öfke ve cezalandırma gayesiyle olur. İnsanlardan bazıları cinlere eziyet edebilir veya cinler onların kasten eziyet ettiklerini düşünürler. Kişi farkında olmadan cinlerin üzerine küçük su dökebilir veya kaynar su boşaltabilir. Ya da farkında olmadan cini öldürebilir. Bu da bilmeden cinin bulunduğu yere ağır eşya koymak, taş koymak veya yüksekten düşmek gibi nedenlerle olur. Özellikle kırlarda deliklere tuvalet yapmamak, özellikle tuvalete, hamama ve benzeri yerlere girerken besmele çekmek, yılan, akrep, siyah kedi ve köpeğe zarar vermemek gerekir. Yılan, akrep, siyah kopek öldürülebilir ancak yaralı bırakılmamalıdır.
Büyüklerimiz bu tür olayların yaşandığını bildikleri için çöplük kenarından geçerken, açığa tuvalet yaparken, sıcak kul ve sıcak su dökerken "Destur" denmesini hep tembih ederlerdi.
YAŞANMIS BİR ÖRNEK
Şeyh Ebu Bekir Cabir'in anlattığı yaşanmış bir olayda: Şadiye isminde bir ablam vardı. Çocukluğumuzda bir gün evin alt tarafından çatıya, ucunda sepet takılı iple eşya taşıyorduk. Sepeti yukarıya çekerken ablam da çekmek istedi fakat ağırlığına dayanamayıp çatıdan düştü. Düştüğü yerde bir cin bulunuyormuş. Cinin canı yanmış. Cin ablamdan intikam almaya başladı. Her hafta 2-3 kez uykuda geliyor ve onun boğazını sikiyordu. Zavallı ablam bu acıya dayanamayıp havalara zıplıyordu. Cin ancak ölü gibi nefessiz kaldığında bırakıyordu. Bir keresinde ablamın ağzından bu işkenceyi ablamın canını yaktığı için yaptığını söylüyordu. Cin sadece uykuda geliyordu. Yıllar geçiyor ve cin ablamın yakasını bir turlu bırakmıyordu. Zavallı ablam bu acıları yasayarak 10 yıl sonra yine cinin boğazını daha fazla sıkmasıyla çırpınarak son nefesini verdi. Bu olayı bizzat gözlerimle görerek yaşadım.
CİNİN GELİŞİ NASIL ANLAŞILIR?
Cin eğer hastanın içinde ise su alametler zuhur eder:
1-Cin bağırmaya başlar, sızlanır, çığlık atar, acı çeker ve kişinin
ağzından konuşur.
2-Hasta sağa-sola sert bir şekilde bakmaya baslar ya da ellerini gözlerine kapatır. Bakışları donar yahut şiddetli bir şekilde açıp-kapar.
3-Vücudu titremeye başlar, sağa sola döner.
4-Hasta bayılır ve cin hastanın dilinden konuşur. Bazen de cin adını söyler.
CİNİN ÇIKIŞINDA GÖZETİLMESİ GEREKENLER NELERDİR?
Cin el veya ayak parmağından, ağızdan veya burundan çıkmalıdır. Göz, karın ve benzeri noktalardan çıkmasına izin verilmez. Bedenden çıkmadan önce "Esselamu Aleykum" demesi talep edilir. Hasta okunan ayetlerden etkilenir, sağa sola titrerse cinin hala bedende olduğu bilinmelidir.
CİN BEDENDEN ÇIKMAKTA DİRETİRSE NE YAPMALIDIR?
Ayetel Kursi, Yasin Suresi, Saffat Suresi, Duhan Suresi, Cin
Suresi, Humeze Suresi, A'la Suresi, Kafirun Suresi, gibi cinleri rahatsız ettiği bilinen Kur'an Sureleri okunur.
Cin Kelimesinin Manası
Cin kelimesi Arapça'dır. "Can" kelimesi ile ilgilidir. Semavi ve İlahi kitapların hepsinde de adından bahsedilmiş, sebep olduğu olaylar anlatılmıştır. Cinleri tanıyabilmek için önce "Cin" kelimesinin anlamı üzerinde durmak gerekiyor. Cin kelimesinin en belirgin manası "örtülü" ve "gizli" demektir. Bu anlamına gelir. Terim olarak ise, duyularla idrak edilemeyen, insanlar gibi şuur ve iradeye sahip bulunan, ilahi emirlere uymakla yükümlü tutulan mü'min ile kafir gruplarından oluşan varlık türü anlamına gelmektedir.İslam'da ins karşıtı olan bu kelime göze görünmeyen yaratıklar anlamına gelir. İslam inanışına göre insan ölçülerinin üzerinde bir zekaya ve çeşitli biçimler altında görünme gücüne sahiptir. Kur'an da gizlenmek örtmek anlamında kullanıldığı gibi (Enam Suresi 76. ayet )
Can kelimesi ile de kıvrılan çevik hareketli yılan anlamında da (Neml Suresi 10. ayet ) kullanılır. (Kassa Suresi 31. ayet )CİN VE CİNLER ALEMİCin’in lugattaki manası gizliliktir, görünmeyen gizli varlıklar demektir. Cinlerin asıl suretini gören olmamıştır. Cinlerin hakikatini göremeyiz. Çünkü cinler metafizikdir manadır görülmeyecek kadar latif varlıklardır.
Kur'an'de iki yüzden fazla ayetler cinlerin yaratılışından varlığından insanlardan önce yaratıldığından bahseder ayrıca özellikle kuran'ın 72. suresi olan 28 ayetten müteşekkil cin suresi hep cinlerden bahseder. Bu bakımdan mutlak bir varlık olarak cinlerin inkarı İslam inancına göre mümkün değildir. Pozitif ilim de cinlerin varlığını ve görünmez olduklarını kabul etmektedir.Cinler dünyadaki insan sayısının beş katıdır. Ömürleri 800 ile 1000 yıldır hatta daha fazladır. insanlar gibi hayat şartları var. Birbirleriyle evlenebilir, hatta çoluk çocuk sahibi olabilirler.
İnsanları, dağları, taşları, ağaçları, yerleri, gökleri, denizleri ve nehirleri yaratan Allah, tıpkı onlar gibi birer varlık olan cinleri de yaratmıştır. Cinler de Allah (C.C.) tarafından yaratılmış olan tüm varlıkların gözle görülmeyen birer fertlerdir. Kur'anın ifadesine göre asıl maddeleri ateştir. Son derece latif ve ince cisimli oldukları için, gözle görülmezler. Tıpkı nurani olan melekler gibi. Onların gözle görünmemesi yokluklarını gerektirmez. Vardırlar ama görünmezler. Varlıkları Kur'an ve hadislerle sabittir. İnkarı mümkün değildir.BÜYÜK ALİM ŞEYH ŞA'RAVİ buyururlar ki; " Gaybi işlerde dini meselelere gelince, bunlara iman etmek vaciptir. Mahiyetini ve keyfiyetini bilmesek bile. Çünkü imanın bir zirvesi vardır ki, o da Allah'a iman etmektir. Bir kere kendi isteğinle Allah'a iman ettin mi? Aklınla zirvenin altına girdin mi? Aklın alsın, almasın Allah'ın her dediğini kabul etmek zorundasın. Çünkü bilmemek ve görmemek de hiçbir zaman delil sayılmaz. Çünkü maddeyi gören gözler, manaya da inanmak mükellefiyetindedir. Yani bir şeyin varolduğunu bilmemek, o şeyin yok olduğunu göstermez.
CİNLERİN ÖZELLİKLERİ
1. Cinlerin kılıktan kılığa, şekilden şekle girme özellikleri vardır.Cinler bir çok kılığa girdikleri gibi, daha çok insan kılığına da girmeleri mümkündür. Enfal Suresi Ayet: 30 Sayfa: 181 ayetindeki ifade aynen şöyledir; Bir gün Kureyş kafirlerinin ileri gelenleri bir araya gelip, 'Muhammed'i hapsedelim mi? Öldürelim mi? Veya Mekke'den sürelim mi? ' diye birbirleriyle istişare ederken, cinlerin ilk yaratılanı şeytan, namı diğer iblis, üstü başı pis, kötü bir insan kılığında bunlara yanaşıp, öldürmeleri için vesvese ile telkin etmiştir.Hz. Ayşe validemiz bir gece cinler tarafından yatağından kaldırılarak yüksek bir mahkemenin huzuruna getirilir. sebebini sorunca cinler aleminden bir müslüman cini öldürdün. Bunun mahkemesi görülecek, denildi. O da: Ben nerede bir cini öldürdüm dedi. Sen Kuran-ı Kerim okurken, bizim müslüman cin kardeşlerimizden birisi bir yılanın içine girerek seni dinlemeye geldi. Siz hanenizde o yılanı görünce öldürdünüz. Dolayısıyla içinde bulunan kardeşimizde öldü. Bunun hesabı görülecek. Bu Hadisenin sonunda barış ve anlaşma yapılarak. Olay tatlıya bağlandı.Cinler insanlar gibi canlı, şuurlu, ve akıllı varlıklardır. Yalnız akıl ve muhakeme konusunda insan daha üstündür. Cinlerin sürat ve görüntü verme, geçmişe gidip gelme gibi bizden üstün tarafları da vardır. Bununla beraber bizim gibi onların da ruhları vardır. Ruh sayesinde canlı kalmaktadırlar. Aramızdaki fark bizim ruhumuz molekül yığını yeni maddedir. Cinlerin ruhu ise bir enerji akımının içindedir.
2. Hızlılık özellikleri vardır.Cinler sesten hızlıdırlar. Titreşim hızlılıkları saniyede 300.000 km den fazladır. Bir saniyede Dünyanın bir yerinden diğer yerine ulaşacak hızlılıktadırlar.
3. Semaya çıkıp, semadaki haberleri çalıp öğrenme özellikleri vardır. Ancak, Hz. Peygamber’ in doğumundan sonra bu yasaklanmıştır.Peygamber Efendimiz (SAV) yanında bulunan arkadaşlarına; " Herkese cinlerden bir arkadaş verilmiştir" buyurdular. Sahabe ; " Ya Resulullah sana da mı cinlerden bir arkadaş verildi? " diye sorduklarında, Resulullah; "Evet, bana da cinlerden bir arkadaş verildi. Ancak Allah ona karşı beni güçlü kıldı. O cin müslüman oldu. " buyurdular.Cinler de inanlar gibi Allah'a ibadet ve itaat etmekten mesuldurlar. Bunlara akıl verildiği için yaptıkları işlerden sorumlu olurlar. Bu itibarla akıl sadece insanlarda, cinlerde ve meleklerde vardır. Hayvanlarda akıl yoktur. Zeka, his, içgüdü ve ilham vardır. İpek böceğinin ipek, arının bal yapması zekası, içgüdüsü ve ilhamı sayesinde olur.
CİNLERİN MELEKLERDEN FARKI
1. Allah melekleri nurdan, cinleri ise ateşten yarattı.
2. MELEKLER Allah'a isyan etmezler. ŞEYTAN Allah’a isyan etti.
3. MELEKLER, yemezler, içmezler, üreyip, çoğalmazlar. CİNLER ise, yerler, içerler, üreyip, çoğalırlar. Sayıları insanlardan daha çoktur. Cinlerin latif ve ince varlık olmaları, üreyip çoğalmalarına engel değildir. Kendilerine iyiliği dokunan insanları ödüllendirirler, saygısızlık yapanları da cezalandırırlar. Bazı insanları etki altına alıp kendi isteklerine alet ederler veya kötü işler yaptırırlar. Hatta bazen insanlara aşık olan cinler bile vardır, bu durumda sevgililerini kaçırarak onlara sahip olurlar. İslamiyet açısından, iyi huylu "müslüman cinler" ve kötü huylu “kafir cinler“ de vardır. Bu tür cinler daha çok büyücülükle uğraşanların ilgisini çekmektedir. "Huddam" (hizmetçiler) adı altında bulunan bu cinler sayesinde hastalıkların iyileştirildiği, kötülüklerin defedildiği ve bir takım doğaüstü olayların meydana getirildiği varsayılmıştır.
CİNLER NEREDE YAŞARLAR
BİLAL BİN EL-HARİS ‘ den rivayettir :"Bir yolculuk sırasında Resulullah'la birlikte bir yerde konakladık, defi hacet için dışarıya çıktılar. Bende peşinden ibrik götürdüm. Yanına yaklaştığımda bazı insanların birbirleriyle kavga eder gibi, ağız dalaşı yaptıklarını gösteren sesler işittim. Hiç böyle ses işitmemiştim, sonra Resulullah geri döndüler, kendisine YA Resullullah ; senin yanında bazı erkeklerin kavga seslerini duydum. Ama ağzından konuşan kimseyi görmedim, dedim. Rasulullah (SAV) müslüman cinler ile müşrik cinler birbirleriyle kavga edip, çekiştiler, beni aralarına hakem tayin ettiler. Kendilerini bir yerlere yerleştirmemi istediler. Ben de müslüman olan cinleri köy ve dağlara, müşrik olan cinleri de, dağlarla denizler arasına yerleştirdim buyurdular. “ Ayrıca cinler hamamlarda, mezarlıklarda, pis yerlerde, ahırlarda, çöplüklerde, ıssız yerlerde, duvar deliklerinde ve ağaç kovuklarında yaşarlar. Peygamber Efendimiz(SAV); " Bana Nusaybinli cinlerden bir grup geldi, iyi cinlerdi. Benden yiyecek istediler, bende Allah'a dua ettim. Rastladıkları kemik ve tezekler onların yiyecekleri olsun. Tezek ve kemikle taharet almayın. Çünkü onlar cin kardeşlerinizin azığıdır.” buyurdular. Cinler insan artıklarını yerler. Cinlerin yemekleri besmele çekilmeden yenen yemeklerdir. Ayrıca tezek ve kemikler de onların yiyecekleridir. Cinlerin insanlar gibi sosyal hayatları vardır. Onların da düğünleri, şenlikleri, toplantıları, seminerleri, konferansları vardır. Üreyip çoğalırlar. Yerler, içerler. Fakat onların yeyip içmeleri, koku duyusuyladır. Nefsani olarak doyarlar. Ayrıca cinlerin para kuru soğan ve sarımsak kabuğudur. Bunlar kesinlikle yakılmayacaktır. Aksi halde cinlerin hışmına uğrarsınız, yani zarar görürsünüz.
Insan alemi gibi cinler alemi de vardir. Bunlarin ulvi ve sufli leri vardir. Cinlerinde din ayrimi vardir. Bunlarin Müslüman olanlarindan hariç diger dinlerde olanlarda bulunmaktadir. Ayrica ataist cinler de vardir. Ifritler ise seytani cinler takiminin en güçlüleridir. Bu varliklarla insanlar üzerinde sihir ve büyüler yapilarak ölümüne dahi sebep olunmaktadir. Cinlerle ilgili bazi ayetler ;
CIN SURESI ( Ayet 1 - 2 - 3 - 4 - 5 )
1. Ayet (Resûlüm!) De ki: Cinlerden bir toplulugun (benim okudugum Kur'an'i) dinleyip de söyle söyledikleri bana vahyolunmustur: Gerçekten biz, hârikulâde güzel bir Kur'an dinledik .
2. Ayet Dogru yola iletiyor, ona iman ettik. (Artik) kimseyi Rabbimize asla ortak kosmayacagiz.
3. Ayet Hakikat su ki, Rabbimizin sâni çok yücedir. O, ne es ne de çocuk edinmistir.
4. Ayet Dogrusu bizim beyinsiz olanimiz (iblis veya azgin cinler), Allah hakkinda pekasiri yalanlar uyduruyormus.
5. Ayet Halbuki biz, gerek insanlar gerekse cinler Allah hakkinda asla yalan söylemezler, sanmistik.
AHKAF SURESI
29. Ayet Hani cinlerden bir gurubu, Kur'an'i dinlemeleri için sana yöneltmistik. Kur'an'i dinlemeye hazir olunca (birbirlerine) "Susun" demisler, Kur'an'in okunmasi bitince uyaricilar olarak kavimlerine dönmüslerdi.
30. Ayet Ey kavmimiz! dediler, dogrusu biz Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekini dogrulayan, hakka ve dogru yola ileten bir kitap dinledik.
HICR SURESI
41. Ayet (Allah) söyle buyurdu: "Iste bana varan dosdogru yol budur."
42. Ayet "Süphesiz kullarim üzerinde senin bir hakimiyetin yoktur. Ancak azginlardan sana uyanlar müstesna."
ISRA SURESI
65. Ayet Surasi muhakkak ki, benim (ihlâsli) kullarim üzerinde senin hiçbir agirligin olmayacaktir. (Onlari) koruyucu olarak Rabbin yeter.
Cin Mektubu
Peygamberimiz, cinlerin zararlarından Müslümanları korumak için Hz.Ali'ye yazdırdığı bir mektuptur. Üzerinde taşıyana ve evinde bulundurana o mahluklar zarar veremez.
Eshab-ı kiramdan Ebu Dücane hazretleri anlatır:
Yatıyordum. Değirmen sesi gibi ve ağaç yapraklarının sesi gibi, ses duydum ve şimşek gibi, parıltı gördüm. Başımı kaldırdım. Odanın ortasında, siyah bir şey yükseldiğini gördüm. Elimle yokladım. Kirpi derisi gibi idi. Yüzüme, kıvılcım gibi şeyler atmaya başladı. Hemen Resulullaha gidip, anlattım. Buyurdu ki:
(Ya Eba Dücane, Allahü teâlâ, evine hayır ve bereket versin!)
Kalem ve kağıt istedi. Hz. Ali'ye bir mektup yazdırdı. Mektubu alıp, eve götürdüm. Başımın altına koyup, uyudum. Feryat eden bir ses, beni uyandırdı. Diyordu ki:
(Ya Eba Dücane, bu mektupla bizi yaktın. Senin sahibin, bizden elbette çok yüksektir. Bu mektubu bizim karşımızdan kaldırmaktan başka, bizim için kurtuluş yoktur. Artık, senin ve komşularının evine gelemeyeceğiz. Bu mektubun bulunduğu yerlere gelemeyiz.)
Ona dedim ki, sahibimden izin almadıkça bu mektubu kaldırmam. Cin ağlamasından, feryadından, o gece, bana çok uzun geldi. Sabah namazını, mescitte kıldıktan sonra, cinnin sözlerini anlattım. Rasulullah buyurdu ki:
(O mektubu kaldır. Yoksa, mektubun acısını, kıyamete kadar çekerler.)
Tam Metin:
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيْمِ
هَذَا كِتاَبٌ مِنْ مُحَمَّدٍ رَسُولِ اللهِ رَبِّ العَالَمِينَ إلَى مَنْ طَرَقَ الدَّارَ مِنَ الْعُمَّارِ وَالزُّوَّارِ وَالسَّائِحِينَ إلاَّ طَارِقاً يَطْرُقُ بِخَيْرٍ ياَ اللهُ. أَمَّا بَعْدُ فَإنَّ لَناَ وَلَكُمْ فِي الْحَقِّ سِعَةً فَإنْ تَكُ عَاشِقاً مُولِعاً أوْ فَاجِراً مُقْتَحِماً أَوْ رَاعِياً مُبْطِلاً فَهَذاَ كِتاَبُ اللهِ تَعَالىَ يَنْطِقُ عَلَيْنَا وَعَلَيْكُمْ بِالْحَقِّ إنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخُ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلوُنَ وَرُسُلُنَا يَكْتُبُونَ مَا تَمْكُرُونَ اُتْرُكُوا صَاحِبَ كِتَابِي هَذاَ وَانْطَلِقوُا إلىَ عَبَدَةِ اْلأصْنَامِ وَاْلأوْثاَنِ وَإلىَ مَنْ تَزْعُمُ أَنَّ مَعَ اللهِ إلَـهاً آخَرَ لاَ إلَـهَ إلاَّ هُوَ كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ إلاَّ وَجْهَهُ لَهُ الْحُكْمُ وَإلَيْهِ تُرْجَعُونَ، حم لا يُنْصَرُونَ، حمعسق تُغْلَبُونَ حم وَالْكِتَابِ الْمُبِينِ تُفْرَقُ أعْدَاءُ اللهِ وَبَلَغَتْ حُجَّةُ اللهِ وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قَوَّةَ إلاَّ بِاللهِ فَسَيَكْفِيكَهُمُ اللهُ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Cin ve Büyüden Korunmak
İlk Önce Yapılması Gerekenler
Buraya kadar anlattıklarımızdan anlaşılmıştır ki, çevremizde bizden başka canlılar ve göremediğimiz başka dost ve düşmanlarımız var. Cinler de insanlar gibi Allah'ın emirlerinden ve yasaklarından sorumlu varlıklardır ve birbirlerine yaptıkları zulüm ve haksızlıklarla, insanlara yaptıkları kötülüklerin, verdikleri zararların cezasını çekerler.
Kendisine sığınan ve emirlerine itaat eden kişiyi Allah asla yardım ve yardımcısız bırakmaz. Bunun, yani ilahi himayenin, hangi şartlarda gerçekleşeceğini ise, aslında vicdanen hepimiz bilmekle beraber, aşağıdaki maddelerden oluşmaktadır.
1-İman ve İtaatle Allah'a ve Rasulüne Yakınlık Kurma
2-Dua ile Allaha Sığınma
3-Makbul Kişilerin Dualarını İstemek
4-İşin Ehli Psikiyatrist ve Hekimlere Gitmek
Birkimse Sure-i Bakara'da şu ayeti okursa "Allah-ü la ilahe illahu..", sabah okursa akşama kadar, akşam okursa sabaha kadar cinlerin şerrinden korunur. Ve evinde Bakara Suresini okuyan bir kişinin evine asla cin ve şeytan giremez.
Cinlerin Şerrinden Allah'a Sığınma
Bu hususta yapılacak en iyi şey daha önce de kısmen değindiğimiz gibi, dua ve evrad'ü ezkar ile Allah'a sığınıp, bilmediğimiz ve görmediğimiz türlerin onların şerlerinden ve yapabilecekleri kötülüklerden korunmak kalıyor. Bunun da bir tek yolu var. Dua ve Münacat. İnsan günlük hayatında abdestli bulunması halinde,onlardan kısmen korunacağı gibi, buna namazı ve diğer dualarıda ilave ederse, korunma konusunda kendini biraz daha sağlama almış olacaktır.
Korunmak İçin Edilemsi Gereken Dualar
21 - Besmele
1 - Yasin
11 - Ayetel Kursi 3-7-11-21
11 - Fatiha
11 - İhlâs
11 - Kafirun
11 - Nas
7 - Huvallahüllezi (Haşir Suresi 22-23-24)
7 - Cin Suresi (1 den 6 ya kadar ayetler)
7 - Saffat (1 den 10 a kadar ayetler)
7 - Bakara (163-164)
7 - Rahman (31-35)
100 - Selamun kavlen min rabbirrahim
100 - Lâ havle ve la kuvvete illâ billahil aliyyil azim
Bu ayetler bir tas suya okunsun. Okunan sulardan ailecek içilsin.
Okunan sulardan abdest alınsın (sık sık) Evin içine hafifçe serpilsin
Cinler En Çok Neyi Sever ?
Cinler kabile ve gruplar halinde yaşarlar, o kabile nereye yerleşmişse, üyeleri de orada toplanabilirler, cinler de. biz insanlar gibi yer içer, biz insanlar gibi uyur. yatıp kalkar ve ölürler. Bunlar en çok neyi seviyor derseniz, pirinci çok severler, erik gibi, kemik gibi şeyleri severler. Ama bütün menüleri bu kadar değildir. Mesela bazı insanların lokmasından, tabaklarından da faydalanırlar. İnsanlar tuvalete giderken dudaklarını oynatmadan besmele çeksinler, yemek yerken de besmele çeksinler, aksi takdirde Şeytanî cinler sofralarından faydalanır.
Cinler Gelecekten Haber Verebilirler mi ?
Bu soru sık sık gündeme geliyor. Cinler gelecekten haber veremez, bir kere bunun kesinlikle bilinmesi gerekir. Gelecek anlamında kullandığımız gayb. İnsan hissi ve bilgisinin idrak edemediği ve ulaşamadığı gizli şeylerdir. Kimi Tarotçu ve Astrologlar, gaybden. yani gelecekten haber verdiklerini iddia ederler. Bunların bu iddiası kesinlikle doğru değildir. Çünkü gaybın anahtarı Allah'ın yanındadır. Tarotçu ve Astrologlara güvenmemek gerekir. İman etmiş, müslüman cinlerle irtibat kuran kişinin eğer şuur ve maneviyatı yerinde ise onun Müslüman cinlerle yaptığı istişareye güvenilebilir. Ama bu istişare gelecekten haber verme anlamına gelmez Şu şekilde yorum ve tahminde bulunabilirler. Mesela büyük bir tepede oturan kişi her tarafı rahatça görebilir. Tepenin eteğinde tren raylarının olduğunu düşünelim. Bu rayın hem geliş hem de giriş yönü var. Aynı rayı Kullanan iki tren olduğunu, tepede oturan kimse görüyor ama aynı rayi kullanan trenin makinistleri olayın farkında değiller. Bu makinistler, kendilerine ait raylara geçmezlerse bir müddet sonra kaza yaparlar. Tepede çıplak gözle bu olayı gören şahıs trenlerin kaza yapacağını haber veriyorsa. Bu olay gayba ve dolayısıyla gelecekten haber vermeye, yani bir anlamda falcılığa girmez.
Bu sadece olma şartlan gerçekleşmiş bir olayın bir sonraki aşamasını gördüğünden, dolayı bir tahmin yürütmüş olur. Müslüman cinlerle irtibatta olan bir kimse geçmişe ait bilgilerin bir kısmını bilebilir. Yaşanan olayların sonrasını ancak tahmin olabilir. Tabii ki her insan bir takım konularda tahmin yürütebilir.
Cinler Haberleşmede Kullanılıyor
Cinlenn insanların emrine girebilecekleri konusunda İslam bilginleri arasında tam bir görüş birliği yoktur. Kur'ân-ı Kerim'de zikredilen bazı ayetlerden yola çıkılarak önlerin insanların emrine girebileceği görüşünü savunanlar olduğu gibi. bunun Süleyman Peygarnber'le sınırlı olduğu gerekçesiyle mümkün olmadığını savunan alimler de bulunmaktadır, islam bilginleri arasında Kur'ân-ı Kerim'de Enbiya. Nemi. Sebe ve Sad Surelerinde Hz. Süleyman ve cinlerle ilgili ayetlerden yola çıkılarak, cinlerin insanların emrine girebilecekleri şeklinde yorumlar yapılmış ve bu yorumlar tartışma konusu olmuştur. Sebe Suresi 12. ve 13. ayette, "Rab'binin izniyle yanında iş gören cinler O'nun buyruğu altına verdik ki, bunların içinde buyruğumuzdan çıkan olursa ona alevli ateşin azabını tattırdık. Süleyman için. o ne dilerse, mabedler. heykeller, büyük havuzlara benzer çanaklar ve taşınması güç kazanlar yaparlardı. Ey Davut ailesi! şükredin, kullarımdan şükredenler pek azdır" denilmesi ve Nemi Suresinin 17. ayetinde. "Süleyman'ın Cin, insan ve kuşlardan meydana gelen ordusu toplandı. Hepsi toplu olarak gidiyorlardı"' şeklindeki ayetleri genelleştirme temayülünden söz etmek mümkündür. Günümüzde de sözkonusu ayetlere dayanarak cinlerle ilişki kurup onlardan yararlanmak isteyenler bulunmaktadır.
Cinlerin insanların emri altına giremeyeceğini savunan ilim adamları, Sad Suresindeki "Süleyman: Rabbimi Beni bağışla bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver. şüphesiz Sen daima bağışta bulunansın, dedi" şeklindeki 55. Ayete dayanarak, bu işin sadece Hz. Süleyman'a mahsus olduğunu belirterek, daha sonra gelen kimselere böyle bir imtiyazın verilmediğini ifade etmekteler. Hz. Peygamber için bile böyle bir durumun olmadığını belirten ilim adamları, cinlerin Hz. Süleyman'ın emrine kendi rızalarıyla değil, Allah'ın emriyle, zorunlu olarak, girdiklerini kaydetmektedirler. Ardından cinlerin kendi istekleriyle insanoğluna itaat etmesinin ilk baştan beri sözkonusu olmadığım, çünkü onların ataları olan (iblis'in, Hz. Adem yaratıldığı zaman Cenâb-ı Hakk'ın ona boyun eğmesi konusundaki emrini dinlemeyerek, isyan ettiğini, böylece büyüklük taslayarak kafirlerden olduğunu ifade ediyorlar.
Cinler İnsanlardan Üstün Yada Güçlü mü ?
İddia ettiğimiz üzere cinler görünmeyen varlıklara denir. Nasıl ki insanların sosyal hayatları, aile hayatları varsa, onların da sosyal hayatları, aile hayatları var. Cinler de Allah'a karşı sorumlulukları olan varlıklardır. Cinler arasında doktor öğretmen ve mühendis de vardır. Açıkça ifade edeyim ki bunların çoğu insanlarla beraber yaşıyorlar, insanlar bunun farkında değil. Cinler, insan şeklinde ve değişik suretlerde yaşayabilir ve çeşitli şekillere de girebilirler. Hatta insanın içine de girebilirler. Onlar da hasta olabilir, kaza yapabilir, ibadet eder. asker ve paşa olurlar. Ben onları uç dört şekle ayırıyorum. Oysa cinlerin şeklini daha kimse bilemiyor. Havada uçtuğunu kimse bilmiyor. Müsrif olanları var, olmayanlar var, ama maddeyle fazla ilişkileri yok. İnsanlardan çok da mükemmel değiller. Bazı insanlar Cinlerin çok mükemmel olduklarını. en güçlü variık olduklarını sanırlar ki, bu asla doğru değil. Bizim bildiğimiz yaratılmışlar içersinde en mükemmel varlık insandır. Lakin cinlerin de arasında alim olanlan var. bu ilim ehli olan cinler tabii ki bizim cahil insanlardan üstündürler.
Cinler İnsanı Aldatır
Cinlerden süfli olanların insanın beden ve akıl sağlığına verdiği zararlar ilk çağlardan beri iyi bilinir. Ancak bundan daha tehlikelisi, bu şeytan taifesinin insanın dinine verdiği zarardır. Çünkü bunlardan insanı kaydına alanlar, sinsice hükümlerini yürütürler de, kişinin haberi olmaz. Hatta, başka insanları da bir takım istidraçlarla kendilerine tabi kılarlar ve cemiyetin sapıtılmasına sebep olurlar. Bu iş aşağıdaki yollardan biriyle gerçekleşir;
1- Cin kendi varlığını bildirmeden: Bu durumda insan, kendisinin bir cin ile temasta olduğunu bilmemektedir. Kendisinde meydana gelen harikulade hallerin kendi üstün meziyetlerinden ileri geldiğini sanarak, kendini herkesten üstün makamlarda görmekte ve yerine göre sahte tevazu da göstermektedir. Muhyiddin Arabî (Hz.) bir eserinde; "Bu kimsenin en bariz vasıflarının, kimseyi beğenmemek ve kendisinin en üstün olduğu kanısını etrafa yaymak olduğunu söylüyor" diyor.
2- islam büyüklerinin kılığında: Bazen cin, daha gençlik yaşlarından itibaren kendisi için müsait bulduğu bir kimseyi seçer ve onu kendisine tabi kılmak için çalışmaya başlar. Önceleri rüyasında, din büyüklerinin kılığına girmeye başlar. Kişi rüyasında güya Mevlana'yı, Yunus Emre'yi, Muhyiddin Arabî'yi görür. Onlardan mesajlar alır. Giderek bu rüyalar neticesinde, o genç gerçekten büyük bir zat olacağına inanmaya başlar. Bazen cani bir şey ister, o istek cin tarafından derhal yerine getirilir. Bu durumu büyük bir insan olması hasebiyle, Allah'ın bir lütfü olarak yorumlar, imtihanlarda, münazaralarda kendisine yardım edebilir. Karşıdaki susturulur. Tabii, muhatabı imanen güçlü değilse. Çünkü bazen bu cin sıradan birisi olmak yerine, onların ileri gelenlerinden olabilir. Birisinin bir işi için dua eder, o iş yine cin tarafından halledilir. Bazen dünyanın çeşitli yerlerinde vuku bulan hadiselerden haberdar edilir. Artık bu genç büyük bir kişi olduğuna, hatta şeyh veya kutup olduğuna inanmaktadır. Bundan böyle kimsenin nasihatini de kabul etmez. Çünkü o, kendisine nasihat edenlerden daha üstündür. Bazı hastalıkların tedavisi daha elini koymasıyla mümkün olur. Mesela bazı felçlileri yürütür. Oysa burada felci yapan cinnin kendisidir. O elini koyunca çıkıp gitmektedir. Bütün bunlar onun şanını ve namını arttırır. Artık etrafında yüzlerce, binlerce hayranı ve talebesi olur. Ona inananlar kendisini en büyük veli, Mehdi ya da Isa (a.s.) zannedebilir. Oysa erbabı onun sahtekâr ve zararlı olduğunu bilir. Burada en büyük zevk ise, onu kendine tabi kılan cine aittir. Çünkü o kişi sayesinde artık binlerce kişiyi kendisine bağlamış ve isteklerini yaptırmaya başlamıştır. Bu durumda o kişinin itibarını arttırmak için, bazı kimselerin rüyasına dahi girip ona bağlanmalarını ve yardım etmelerini telkin eder. Bu arada o kişiye dini bazı bilgiler de vererek onu bir din alimiymiş gibi gösterir. Bilmeyenler onu kendilerine dini lider seçer.
Artık bu kişi bilir bilmez kendinden birtakım fetvalar verip bazı helalleri haram, yahut bazı haramları helalmiş gibi gösterir. Bunu da çevresine, kendisini bir müceddit gibi gösterip güya zamana göre içtihatlar yapıyormuş gibi empoze etmeye çalışır. Netice olarak, hem o kişi etrafında birçok insan toplamış ve onları müctehid edasıyla aldatmış, hem de onu kendine tabi etmiş olan cin bir saltanat kurmuş olur. Hatta bu başarısıyla kendi akranları arasında sivrilip temayüz ettiği ve onlara karşı marifetiyle öğündüğü de söylenebilir.
Bütün bu hallere giriftar olarak, pek çok insan saptıranlar, ülkemizde, bilhassa İstanbul'da çoktur. Ama biz burada başka birini misal vereceğiz.
Ahmet Kadiyani, sözde İslam'a bağlı, fakat aslında sapık bir mezhep olan Kadıyaniliğin kurucusu olarak dünya çapında şöhrete maliktir. Gençlik yıllarından itibaren cinlerden birisinin tabii olarak yaşamıştır. Bizzat kendisinin kaleme aldığı hal tercümesine göre, Hindistan'da Kadyan kasabasında "doğmuştur. Yaradılıştan, inzivaya meyyal, hassas yapılı birisidir. Sık sık yalnız bir köşeye çekilerek nefs muhasebesi yapmakta iken bir gün gizliden bir ses işitir. Sadece kendisinin duyabildiği bu ses ona babasının akşam ezanından sonra öleceğini söyler. Ahmed bu sesi duyunca çok üzülür ve korkar. Ses devam eder:
"Allah kuluna yetmez mi?"
Gerçekten babası o akşam üstü vefat eder. Gerisini kendisinden dinleyelim:
"O sesi ondan sonra çok duydum. Bana pekçok şey öğretti. Beni dünyaya tanıttı, meşhur yaptı. Fakr-u zaruret içinde iken, hayra harcamam için beni servete gark etti. Kulağıma gelen seslerin Rahmani olduğundan asla şüphe etmedim. Zira şeytan benimle alay etse, içimdeki fenalıklar dile gelse, mutlaka fark ederdim.
Bazen o sesleri uzaktan işitiyordum, bazen de onlar benim ağzımdan çıkıyor, fakat söyleyeni ben olmuyordum. O kadar ki, bazen hiç bilmediğim lisanları konuştuğum olurdu. Bir ruhun bana hulul ettiğine (içime girdiğine) de inanmıyorum. Bu iş bambaşka bir iş, başkalığını seziyorum ya, bu bana ve bana tabi olanlara yetişir."
Evet, şimdi de şeytanın nihayet iğfal ederek saptırdığı Ahmed Kadiyani'nin yaptığı işi görelim. Bir gün ortaya çıkıp şöyle diyecektir:
"Ben Meryem'in oğlu mesih isa'yım. Muhammed'den (s.a.v.) sonra peygamber gelmeyecek, yalnız bir kişi O'nun hilat-i fahiresine bürünecektir, işte ben O'yum. Kadyanlı Ahmed, efendisi Muhammed (s.a.v.)'in son peygamberliğine halel gelmeden nebi olmuş, Allah (c.c.)'dan mukaddes vazife almıştır."
Birinci dünya savaşından sonra ölen asıl ismiyle kadyanlı Mirza Gulam Ahmet'ten keramet zannedilen birçok haller de zahir olmuştur.
Binlerce kişinin gördükleri rüyalarla kendisine bağlanmaları, yanında kırk gün kadar kalan kimsenin semavi işaret olarak inkarlarından sıyrılmaları, kötürümleri birkaç el temasıyla yürütüp, hastaları birkaç söz ile iyileştirmesi, hatta kendisi ile tartışmaya giren birinin aniden ölmesi, şöhretinin büsbütün artmasına sebep olmuştur.
Kendisinin Mehdi olduğunu söyleyen ve Mehdi ile ahir zamanda yeryüzüne inecek olan İsa (a.s.)'ın aynı şahıs olduğunu ve bunun da kendisi olduğunu belirten Mirza Gulam Ahmet Kadiyani, kaba bir görüşle her ne kadar İslamiyet'i yaymış ve genişletmeye çalışmış ve bunda da kısmen muvaffak olmuşsa da, mesele inceden inceye tetkik edildiğinde görülür ki, bu olayda da şeytan, evvela bir kişi, sonra da onun vasıtasıyla binlerce kişiyi kendi kaydı altına almış, bu amaçla İslamiyet'i de koz olarak kullanmıştır.
Muhyiddin Arabî (k.s.)'in beyanına göre, bu gibi kişilerin en büyük özelliği kibir ve gururdur.
Cinlerden yardım istemek de caiz değildir. Allah-u Teâlâ kâfirleri bu sebeple kötülemiş ve şöyle buyurmuştur: mealen;
"Doğrusu insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sığınıyorlardı da cinlerin kibir ve azgınlıklarını arttırıyorlardı." (Cin:6)
Bu konuda daha geniş izahatı EI-Mütenebbi-ül Kadiyani isimli kitabda bulabilirsiniz.
Cinler İnsanlarla Nasıl İrtibat Kuruyor ?
Şeytanın insanı aldatma yolları çok çeşitlidir. Her insana mizacına göre ayrı ayrı yollardan gelir.
Alimlere, şeyhlere, abidlere, cincilere ve diğer Müslümanlara, hepsinin mizaçlarına göre aldatacağı yollardan gelir. (Bu konuda Telbis-i iblis isimli kitap geniş izahat verir). Cahiller ile kadınları çok kolay avlar, fazla uğraşmadan isteğine nail olur. Fakat ilim sahiplerini kolay kandıramaz, onlara da geldiğinde önce aklın ve islamın kabul ettiği yollar ile yaklaşır. Şu da bir gerçektir ki şeytan, hiçbir kimseye zorla birşey yaptıramaz. Şeytanın, Allah'ın salih kulları üzerinde hiçbir saltanatı yoktur.
Büyüklerden birisi bir gün şeytanı gördü ve ona marufukerhi ile aran nasıl diye sordu. O da, "Benim onun kalbine verdiğim vesvese şu misale benzer. Adamın birisi denize bevl ediyor. Ne yapıyorsun denildiğinde, denizi kirletiyorum diyor" cevabını verdi. Evet Allah'ın ihlaslı kulları da böyledir.
Şimdi asıl mevzumuza gelelim. Cinler, kâhin ve sihirbazlarla nasıl arkadaşlık ediyor? Cin ile irtibat kurmuş, arkadaş olmuş bir cinci şu yollar ile bu işi gerçekleştiriyor: Cinler ile görüşüp, onlardan yardım görmek isteyen, onlara bazı işler yaptırmak, bilinmeyen mazi (geçmiş) ile ilgili veya şu anda olanlarla ilgili haber almayı murad eden insan iki türlüdür. Cahil ve ahmaktır, bu tam şeytanın aradığı adamdır. Çünkü cahil olması sebebi ile de onun vesilesi ile başkalarını küfre götürecektir. Bu cahil insan, kendi başına İslamî ölçüler dışında zahitlik yapmaya başlar, yalnız başına halvete girip az yemek, az uyumak ve bazı zikirler yapmak ile meşgul olur. Bu arada ona bazı keşifler vâki olur ve bazı şeyler rüyasında haber verilir.
Bir de ne görsün, bir gece oda bembeyaz bir nur ile dolar ve nuranî görünüşlü bir adam zuhur eder. Cincilerin ekserisi bu şeytanı ruhanî diye tarif ederler. Gelen bu şeytan o cahile hitaben, "Ey Allah'ın dostu! Senin zikir ve ibadetlerin sebebi ile sana geldim ve bundan sonra emrindeyim" der ve hatta bazıları bu şeytanı melek diye isimlendirir.
Bu şeytan, o cinciyi mizacına göre, bazılarını bilerek küfre sokar, bazılarını küfür olduğunu bilmeden küfre sokar. Yavaş yavaş onu meşhur eder ve onun vesilesi ile insanları yoldan çıkarır. Cinler ile görüşüp onlar ile arkadaşlık etmek isteyen kişi akıllı ve ilmi de var ise, ona ya hiç gelmezler, yahut da gelip ona tesir edemezler. Eğer durum böyle olur ise bir daha ona gelmezler. O cin ile arkadaşlık kurmuş olan insan aslında kendisi çok yalancı ve günahkârdır. Zaten yalancılığı, günahkâr ve Allah'tan gafil olarak yaşaması cin ile arkadaş olmasına sebep olmuştur. Kur'an-ı kerim'de bunu açıkça beyan etmektedir. Şöyle ki: "Şeytanların kimler üzerine nazil olduğunu size haber vereyim mi? Şeytanlar, ifk'ü iftiraya cüret edenler, kulaklarını şeytana tutan ve şeytandan bir takım haberler alarak halka yayanlar. Bunların ekserisi yalancıdır. (Şuara:221-223)
"Bir kimse Rahman Teâlâ'nın zikrinden i'raz ederse ona biz şeytanı musallat kılarız. Şeytan da daima ona yakın, arkadaş olur. (Zuhruf: 36)
Fahri Razi'nin beyanına göre şeytanın insana yakın olmasının sebebi, Kur'an-ı Kerim'den ir'az etmesi; (yüz çevirmesidir.) Şu halde Kur'an'dan yüz çevirmeyen kimseye şeytan fırsat buldukça mukarin olur; vesveseden hali olmasa da mukareneti daimi olmaz. Yine başka ayet de Allah'u Teâlâ şöyle buyurmaktadır: Mealen "Müşriklerin size mücadele ve muhasama etmeleri için şeytanlar dostlarına fısıldarlar (telkinde bulunurlar), eğer onlara uyarsanız, siz de müşriklerden olursunuz." (En'am:121)
Hasılı kelam cinci, İslamî ölçüler dışında halvet, (yalnız kalmak), riyazetle bazı kelimeleri tekrarlayarak şeytana arkadaş oluyor, ona yapacaklarını yaptırdıktan sonra "ben senden uzağım" diyor. Allah'u Teâlâ'nın Kur'an-ı Kerim'inde haber verdiği gibi, Yahudileri kandıran münafıkların durumu da, şeytanın durumuna benzer ki, O insana inkâr et dedi, insan inkâr edince de, "Ben senden uzağım, ben alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım" diyecektir. Allah (c.c.) bizi şeytanın hilelerinden korusun. Amin.
Yine Allah'u Teâlâ cehennem ehli ile şeytan arasında olan hadiseyi şöyle anlatıyor: "Cennetliklerin cennete, cehennemliklerin cehenneme girmeleri ile şeytan cehennemliklere şöyle dedi; Allah size gerçek vaad etti, ben de vaad ettim ama ben sözümden döndüm. Benim sizi küfre zorlayacak bir gücüm yoktu. Sadece sizi küfür ve isyana davet ettim! Siz de benim davetime koştunuz. O halde beni kınamayın, kendi kendinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni. Bundan evvel sizin şirk ettiğiniz şeylere ben küfr ettim. Zira zalimler için azab-ı elim vardır. Azabtan başka bir şey yoktur." (İbrahim: 22)
Cinler Kaybolan Yada Çalınan Şeylerin Yerlerini Bilirler mi ?
Cinlerle irtibat mümkün kabul edildikten sonra. "Cinler kaybolan ya da çalınan şeyleri bilebilirler mi?' sorusu Karşımıza çıkmaktadır, insanlar arasında, kaybolan eşyalarını bulmaları için medyumlara. Cinci Hocalara başvuranların sayısı az değil. Toplum içinde saygın yerleri olan pek çok kişinin medyumların kapısını aşındırdıklarını da herkes biliyor. Medyumluk, gelişmiş Batı ülkelerinde olduğu gibi. ülkemizde de yeni bir sektör olarak karşımıza çıkıyor. Cinlerin gaybı bilme konusunda insanlardan farklı olmadıkları konusunda islam alimleri ittifak etmektedir, cinlerin gaybı bilemeyecekleri, ancak yapıları itibariyle pekçok bilgiye vakıf olabilecekleri kabul edilmektedir. Bu görüşe göre cinler yapıları gereği, mevcut olan, ancak insanların kolay ulaşamayacakları konulardan haberdar olabilecekleri gibi. insanlardan farklı bir zaman içinde ve insanlardan daha uzun yaşadıkları için pekçok şeyi bilebilirler. Kurân-ı Kerim'de de kulak hırsızlığına teşebbüs eden cinlerin bu amaçlarına ulaşamayacakları Saffat suresinin 37/ 6 ve 10. ayetlerinde belirtiliyor. Ayette, "Biz en yakın göğü ziynetle, yıldızlarla süsledik ve onu her türlü şeytandan koruduk. şeytanlar yüce topluluğu dinleyemezler, her yandan kendilerine (Şihablar) atılır. Kovulurlar. Onlar için sürekli azap vardır. Yalnız (yüce topluluktan) bir söz kapan olursa, onu da delici bir alev izler denilmektedir. (37/6-10) Benzer bir vurgu. Hicr Suresinin 16 ve 18. Ayetlerinde de yapılıyor. Bu nedenle islam alimleri gaybı konularda kahinlere başvurulmasını şiddetle men etmektedirler, öte yandan Sebe suresi 14. ayette, cinlerin gaybı bilmeyecekleri açıkça vurguların "Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, ancak değneğini yiyen kurt onun vefatını önlere fark ettirdi. Hz. Süleyman'ın ölümü o vefat edip yere düşünce ortaya çıktı. Eğer cinler görülmeyeni bilmiş olsalardı alçak düşüren bir azap içinde kalmazlardı."(33/14)
Cinler Nerede Yaşar ?
Cinler hamamlarda, mezarlıklarda, pis yerlerde, ahırlarda, çöplüklerde, ıssız yerlerde, duvar deliklerinde ve ağaç kovuklarında yaşarlar. Metruk evlerde yaşarlar. Bedenini temiz tutmayan cinler insan artıklarını yerler. Cinlerin yemekleri besmele çekilmeden yenen yemeklerdir. Ayrıca tezek ve kemikler de onların yiyecekleridir. Cinlerin insanlar gibi sosyal hayatları vardır. Onların da düğünleri, şenlikleri, toplantıları, seminerleri, konferansları vardır.
Üreyip çoğalırlar. Yerler, içerler. Fakat onların yeyip içmeleri, koku duyusuyladır. Nefsani olarak doyarlar.
Ayrıca cinlerin parası kuru soğan ve sarmısak kabuğudur. Bunlar kesinlikle yakılmayacaktır. Aksi halde cinlerin hışmına uğrarsınız, yani zarar görürsünüz
Cinler ve Gayb Alemi
Cinlerin insanlarla birlikte olanlarına "Mir", (çoğulu ummar, avamir) denir. Çocuklara musallat olanlarına "Ervah", habis karakterli olanlarına "Şeytan", üstündekilere "Marid", daha güçlü olanına "ifrit" (çoğulu afarit) denir. "Hubs" cinlerin erkekleri, "habais" ise dişileridir.
Cinler genellikle harabe ve çöllerde, hamamlarda, hurma öbeklerinde, çöplüklerde, türbe ve mezarlıklarda bulunurlar. Cinler erkeklerden çok kadınlara musallat olurlar. Cin insan suretine büründüğünde uzun sure bu halde kalmaz. Bazen ayrılırlar. Bu ayrılık anlarında kişi gayet sağlıklı dengeli biri gibi görünür. Hiçbir hastalık belirtisi göstermez. Cin varken namazdan, zikirden, Kur'an okunmasından hoşlanmaz. Tuvalette uzun sure kalmayı ve yalnızlığı tercih ederler.
Bizimle aynı mekânı paylaşan cinler, başka bir âlemin yani gayb âleminin varlıklarıdır. Gayb bilinmeyen demektir. Allahû Tealâ her şeyi çift yaratmıştır. Âlemler de karşılıklıdır.
-İçinde yaşadığımız bu âlem Zahirî âlemdir. Karşıtı ise öldükten sonra nefslerimizin yaşadığı Berzah âlemidir.
-Cinlerin yaşadığı Gayb âlemi var. Karşıtı ise onların öldükten sonra nefslerinin yaşadığı Berzah âlemidir.
-Meleklerin yaşadığı Emr âlemi
- Zülmanî âlem
- Bir de yaradılıştan önce var olan yokluk, mekânsızlık âlemi
72/CİN-14: Ve ennâ minnel muslimûne ve minnel kâsitûn(kâsitûne), fe men esleme fe ulâike teharrev reşedâ(reşeden).
Muhakkak ki; bizlerden Allah’a teslim olanlar da var, (kalpleri) kasiyet (bağlamış) olanlar da var. Kim (Allah’a) teslim olmayı dilerse, mürşidini arar.
72/CİN-15: Ve emmel kâsitûne fe kânu li cehenneme hatabâ(hataben).
Kasitun olanlara gelince, onlar cehenneme odun oldular.
15/HİCR-26: Ve le kad halaknel insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.
Cinlerin Yiyecekleri
Abdullah B. Mesud (RA) Allah Resulu'nun (SAV) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
Cinler Peygamber Efendimiz'den azık isteyince "Allah’ın adı anılmış olup elinize gecen her kemik sizin için etten daha boldur. Eti yenilebilir hayvanların tezekleri de binekleriniz için yemdir"
buyurmuştur. Tabii bu yiyecekler mümin cinler için geçerlidir. Kafir cinlere gelince, onlar üzerine Allah adının anılmadığı her şeyi yerler-içerler ve helal görürler.
Şeytan İnsanlaırn Yemeklerini Nasıl Yemez?
Cabir (RA) dedi ki: Allah Resulu'nun şöyle buyurduğunu işittim. "Kişi evine girdiği zaman ve yemeğe oturduğunda Yüce Allah’ın ismini zikrederse şeytan kendi yoldaşlarına şöyle der "Bu gece size bu evde yatak da yok, yemek de yok! Eğer eve girdiğinde Allah’ın adini zikretmezse
şeytan yoldaşlarına şöyle der "Yatacak yeri buldunuz! Yemeğe oturduğunda Allah’ı zikretmezse "Yatağı da buldunuz, yemeği de" der.
ALLAHU TEALA'NIN KUR'AN EMRİ NASILDIR?
- Zuhruf 36- Ve men ya’şu an zikrir rahmâni nukayyıd lehu şeytânen fe huve lehu karîn(karînun).
Kim Rahman’ı zikretmekten gafil olursa, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz , Buyuruyor. Allah yolunda olan bir kişinin nefsinin kalbi Allah’ı zikrettiği anda aydınlanır. Zikri bıraktığında ise karanlıklar dolar. Ancak zikre bağlı olarak kalıcı nurların miktarı kadar aydınlık kalır. Şeytan tesirlerine devam eder. Bu nedenle Allahu Teala DAIMI ZIKRI Kuran-i Kerimde her kuluna emrederek Farz kılmıştır.
- Müzemmil 8- Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).
Rabbinin (Allah’ın) ismiyle zikret ve herşeyden kesilerek O’na (Allah’a) dön (ulaş, vasıl ol).
- Ahzab 41- Yâ eyyuhellezîne âmenûzkûrullâhe zikren kesîrâ(kesîran).
Ey amenu olanlar! Allah’ı çok zikirle (Günün Yarısından fazla) zikredin.
- Nisa 103- Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alel mu’minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten).
Namazı bitirdiğinizde; ayaktayken, otururken ve yan üzeriyken (yan üstü yatarken) Allah’ı hep zikredin! Güvenliğe kavuştuğunuzda namazı erkânıyla kılın. Çünkü; namaz, mü’minlerin üzerine, vakitleri belirlenmiş bir farz olmuştur.
Ayetlerde görüldüğü gibi Allahu Telala zikri, çok zikri ve Daimi zikri farz kılmış. Nisa 103'e göre bir insanin bu 3 halin dışında bulunması (Ayakta,otururken ve uyurken) mümkün olmadığı için her halimizde hep Allah'ın adını zikretmemizi emretmiştir. Zikirli iken ne olur? Şeytan asla yanımıza yaklaşamaz ve yoldan çıkaramaz. Kuran ZIKRIN en büyük ibadet olduğunu da söylüyor.
- Ankebut-45 Utlu mâ ûhıye ileyke minel kitâbi ve ekımıs salât(salâte), innes salâte tenhâ anil fahşâi vel munker(munkeri), ve le zikrullâhi ekber(ekberu), vallâhu ya’lemu mâ tasneûn(tasneûne).
(Resulum)Sana kitaptan vahyedileni oku, namazı kıl, çünkü namaz kötülükten ve fuhşiyattan meneder ama ALLAH"IN ZİKRİ EN BÜYÜKTÜR. diyor.
En büyük ibadet ZİKİR.
Bu âlemler hangi durumdalar?
Sevgili ziyaretçiler, karışık gibi gözüken bu durum Rabbimizin ilmiyle ve yaradışıyla hayranlık uyandıracak şekildedir. Bu âlemlerin hepsi de iç içe bulunmaktadır. Böyle oldukları halde birbirlerine karışmazlar. Bir âlemden diğerine geçiş söz konusu olabilir. Dünya ilmi buna karadelik ismini vermiştir.
İnsanlar da cinler de dünya adı verilen bu gezegeni beraber paylaşmaktadır.
51/ZARİYAT-49: Ve min kulli şey’in halaknâ zevceynî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
Ve Biz, herşeyi iki çift yarattık. Umulur ki; öğüt alıp düşünürsünüz.
Cinler ve Ümmü's-Sübyan
Halk arasında Sübyan olarak bilinen rahatsızlık bir Cin'in eseridir. Aslında Tıp harici tüm rahatsızlıklarda Cin ve Peri'lerin eseridir diyebiliriz.
Bir kadın rahatsızlığı olan bu durumu meydana getiren Cin'in adı Ümmüs-Sübyan'dır. Kelime manası itibarı ile Sübyan anası yani çocuk anası anlamına gelse de durum bu şekilde değildir. Bu Cin'in çocuğu olmadığından çocuğu olan yada tüm cinsel işlevleri yerinde olan kadınlara musallat olurlar. Tabii bununda bir çok nedeni var. Yani tüm dünya kadınlarına musallat olmuyor.
Neler yapabileceğine gelince öncelikle Adet dönemlerinde çok ağrı verirler. Kadın ağrıdan kendin geçer bazen de yatağa düşer. Her kadında ağrı şiddeti değişik olabilir.
Hamile kalan kadınlarında korkulu rüyası olur. Bebeğin düşmesine sebep olur. Bu olmazsa Bebeğin kırkı çıkana kadar onu öldürür. Genellikle havale yani yüksek ateş sebebi ile öldürür. Buda olmazsa çocuğu yedi yaşına kadar mutlaka öldürür.
Tabii hiç bir önlem alınmazsa...
Çaresi odur ki anne için usulüne uygun bir şekilde bir kaç uygulama yapıla. Anne bunları uygulaya ve üzerinde belli bir zaman süresince Tılsım-Muska taşıya...
Diye yazar eski Havas kitaplarında...
Cinlerden Bazen Çok Hikmetli Sözler de Zuhur Eder
Sırrı Sekati Hazretleri şöyle anlatıyor. "Bir gün bir dağda yapayalnız gidiyordum, gece bir ses işittim. Şöyle diyordu; ölüm korkusu ile kalbini hariçte gezdirip durma. Nitekim Cenab-ı Hak biz kulumuza şah damarından daha yakınız (onun gizli aşikâr bütün ahvaline muttaliyiz) buyurmuştur. Ben buna taaccüp ederek, cin misin? yoksa insan mısın?, diye sordum. Cinniyim ve Cenab-ı Hakka iman edenlerdenim. Beraberimde kardeşlerimden birkaç cinni daha var dedi. "Bunlar da senin gibi güzel söz söyler mi" diye sordum. Fazlası ile vardır, diye cevap vedi. Bunu takiben ikinci bir nidaya muhatap oldum. "Sendeki zaaf ve uyuşukluk ancak tefekkür ile zail olur" deniliyordu. Bu hitaptan çok duygulandım ve ağladım. Biraz sonra şöyle nida ediliyordu; "Bir kimse karanlıklara ünsiyet edince, kendisine nurlar açılır." Bunu işitince kendimden geçtim. Kendime geldiğim zaman göğsüme bir nergis konulduğunu gördüm. Nergisi koklayınca bendeki çekingenlik gitti ve onlara karşı ünsiyet hasıl oldu, onlarla görüşmeye başladım. "Cenab-ı Hak sizden merhametini esirgemesin, bana bir tavsiyede bulunasınız" dedim. "Cenab-ı Hak muttaki olanların kalbinden gayri kalpleri zikri ile ihya ve ünsiyet ettirmez. Bir kimse takvaya baş vurmadan zikrullah ile meşgul olurum derse yanlış bir yol tutmuş olur. Allah (c.c.) bizi ve seni hayra muvaffak etsin" dediler ve ayrıldılar.
Cinlerin hakikatlerini göremediğimiz ve bizlerden gizli oldukları için böyle hikmetli sözler duyar ve onları herhangi bir insan şeklinde görürsek, ancak o sözlerin ayet ve hadise uygun olanlarını alırız. Cinler insanı önce muttaki bir cinmiş gibi çeşitli söz ve hareketler ile kendisine güven sağlayıp kandırır, sonunda onu yavaş yavaş dinden uzaklaştırır. Bazen amelî işlerde, bazen de hiçbir haberi olmadan itikaden yoldan çıkarırlar ki, bunu ileride inşaallah daha geniş izah edeceğiz. Cinler hakkında daha geniş izahat için, tefsirlerden Cin Sûresine bakılabilir.
Cinleri Evden Uzaklaştırmak
Bazen evlerde cinler gözükerek veya sesleriyle, bazen de o ev halkına eziyet ederek rahatsız ederler. Hatta evin içine pislik dahi atarlar. Bunu gözümle bir evde müşahade ettim. Bazen evde beş kişilik yemek pişer sanki on kişi yermiş gibi hemen biter. Bazen de evde üç dört kişi olduğu halde sanki on kişi varmış gibi sesler çıkar.
Bu yukarıda saydığımız evler ya kimsesiz evlerdir ki, cinler orada mesken kurarlar, yahut da içindeki insanlar islam'ı yaşamadıkları için şeytan evin malından, evladından ve karısından istifade eder, ortak olur. Allah-u Teâlâ Kur'an'ı Mecid'inde "Onlara mallarında ve evlatlarında ortak ol" buyurmuştur, insan Islamdan uzaklaşınca bu ortaklık her zaman olabilir. Allah (c.c.)'a sığınırız.
Efendimiz (s.a.v.) "Evlerinizi kabirlere (mezarlara) çevirmeyiniz" buyurmaktadır^ Namaz kılınmayan, Kur'an okunmayan ev mezar gibi olmuştur. Bu eve şeytanlar da cinler de rahatça girip cirit atar. Böyle bir evden cinleri uzaklaştırmak istendiği zaman o cinlere evi terketmeleri için üç gün mühlet verilir. Evden gitmeleri ve ev halkından kimseye görünmemeleri istenir, eğer gitmezlerse bol miktarda su alınır, eller suyun içine konur ve ağız iyice suya yaklaştırılır. Okuma bitinceye kadar öyle durulur ve şu dualar okunur: Fatiha, Bakara (1-4), Bakara (255-257), Bakara (285-286), Al-i imran (1?), A'raf (54), Müminun (113-118), Saffat (1-10), Haşr (21-24), Cin (1-37), Ihlas ve Muav-vezeteyn okunur ve suya üflenir. O su evin köşelerine serpilirse cinler Allah (c.c.)'ın izni ile evden çıkarlar. (Müslim)
OKUYUP ÜFLEMENİN CAİZ OLMASI
Avf b. Malik (r.a.) şöyle demiştir: "Cahiliye devrinde hastalara okurduk, bu sebeple Rasulüllah (s.a.v.)'e "ya Rasulallah okumak hakkında ne buyurursunuz?" diye sorduğumuzda, "okuduğunuz şeyleri okuyun bakayım" der, şirki ihtiva eden bir şey yoksa "bir mahzur yoktur" derdi. (Ebu Davud, Müslim)
Hz. Enes (r.a.)'dan, "Rasulüllah (s.a.v.), gözdeğmesinde yılan, akrep gibi hayvanların sokmasında ve yan tarafta çıkan yaralarda hastayı okumaya izin verdi." (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi)
Yine başka bir hadiste, "Kardeşine faydalı olabilen kimse bunu yapsın" buyurdular. (Müslim)
Hz. Aişe (r.a.) anlatıyor: Rasulüllah (s.a.v.) hastalanınca, O'na Cebrail (a.s.) okur ve şöyle derdi: "Allah'ın adı ile sana okudum. Allah seni kurtarsın, her hastalığını iyileştirsin, her hasedcinin şerrinden ve her gözü olanın kem gözünden korusun" (Müslim)
Amr b. Şuayb, babasından o da dedesinden şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Efendimiz (s.a.v.) korku için şu duayı okumalarını öğretti,
سنن الترمذي للإمام الترمذي
عَن عَمْرو بنِ شُعيبٍ عَن أبيهِ عَن جدِّهِ أنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَليْهِ وسَلَّم قَالَ:
"إذا فَزِعَ أحدُكمْ في النَّومِ فليقلْ أعُوذُ بكلماتِ اللَّهِ التَّامَّةِ من غَضَبهِ وعِقابهِ وشرِّ عبادِهِ، ومن هَمَزاتِ الشَّياطينِ وأنْ يحضُرُونِ فإنَّها لنْ تَضُرَّهُ" فكانَ عبدُ اللَّهِ بنُ عَمْرٍو يُلقنُها منْ بَلَغَ مِنْ وَلَدِهِ، ومن لمْ يبلُغْ منهُمْ كتَبَها في صكٍّ ثُمَّ علَّقَها في عُنُقِهِ". هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيْبٌ.
İbni Ömer (r.a.) de küçük ve büyük çocuklarına bunu öğretti. Ibni Ömer (r.a.) bu duayı yazmış ve çocuğunun boynuna asmıştı. (Ebu Davud, Tirmizi, Hakim, Ahmed)
İbni Abbas (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre; "Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Hasan ile Hüseyin'i okur ve şöyle derdi; "Şeytandan, her türlü zehirli hayvan ile günahkar gözden Allah'ın eksiksiz kelimeleri ile dua ederim" sonra,"babamız ibrahim (a.s.) de, ismail ile Ishak (a.s.)'a bu duayı okurdu" buyurdu. (Ebu Davud, Tirmizi)
Saranın cinlerden olup olmadığı hakkındaki bahisde de, efendimiz (s.a.v.)'in cinli hastaları tedavi ettiğini, sahabeden hastalara okuyanlar olduğunu, Ahmed Ibni Hanbel'in hikâyesini anlatmıştık ki, bunlar yeterli delillerdir.
Ehli sünnet alimlerinden hiç kimse, rukyeyi inkâr etmemiştir. Bu kadar deliller karşısında inkâr eden ancak cehaletinden inkâr etmektedir.
Hastalara ve delilere ve mecnunlara hem Rasulüllah (s.a.v), hem de ashabı okumuştur.
Harice b. Salt et-Temimi, amcasının şöyle dediğini rivayet ediyor; Peygamber (s.a.v.)'in yanından ayrılıp gelirken bir Arap mahallesine uğradık. Mahalle halkı "O zatın yanından hayırlı gelmekte olduğunuzu haber aldık. Biz de cinnet hastalığına tutulmuş biri vardır. Acaba sizde bir ilaç veya hastaya okuyacak birşey var mıdır?" diye sordular. Biz de "evet vardır" dedik. O cinni olan hastayı getirdiler, üçgün sabah akşam kendisine Fatiha'yı okudum. Her Fatiha'nın sonunda hastaya üfledim. Hasta bağını koparmış hayvan gibi dimdik oldu. Bunun üzerine bana bir ücret verdiler. "Hayır Rasulüllah'a soruncaya kadar almam" dedim. Rasulüllah'a sorunca, "Al, ye. Allah'a yemin ederim ki, senden başkası batıl bir okuma neticesinde yerse de, sen hak olan bir şeyi okumak sebebi ile yemiş olacaksın" buyurdular. (Ebu Davud)
Ulema, ittifakla "kâhin ve arraf sınıfına giren cincilere verilen para haramdır" demişlerdir.
Abdullah Ibn Mesud (r.a.) saralının kulağına okudu ve üfledi, hasta kendine geldi. Peygamberimiz (s.a.v.) ona ne okuduğunu sordu, o da sûre-i Mü'minun'un sonunu okuduğunu söyledi. Efendimiz (s.a.v.) "Bir insan o ayetleri tam bir yakın ile dağa okusa, dağ parçalanır" buyurdu. (İbnüssünniy)
Cinleri Tanıtan Dört Önemli Özellik
CİNLER"in çok önemli birkaç özelliği vardır ki, bu hususlar konuyu dikkatle tetkik edenlerin asla gözünden kaçmaz.
1. CİNLER`de mantıksal bütünlük yoktur.
2. CİNLER`de büyüklük duygusu aşırı gelişmiştir.
3. CİNLER`de kendini kontrol mekanizması çok zayıftır.
4. CİNLER`de sürekli tekrarlar mevcuttur.
Hangi isim altında, dünyanın neresinde olursa olsun verdikleri tebliğlerde daima yukarıda saydığımız bu dört esası derhal müşâhede edebiliriz.
Şimdi bu dört hususu açıklamaya çalışalım:
1-CİNLERDE mantıksal bütünlük yoktur
Eğer CİNLERDEN ya da kendi tanıtımlarına göre UZAYLILARDAN alınan tebliğler dikkatle tetkik edilecek olunursa, verilen konularda baştan sona mantıksal bir bütünlülük asla görülemez. Sürekli çelişkili beyânlar verilir. Bir yerde verilen beyân, bir başka yerde, ötekine ters düşer. Bunu kamufle etmek için de hemen bir yafta, bir kılıf sererler; "biz sizi düşündürmek, imtihan etmek, dikkatinizi ölçmek için bu çelişkileri koyuyoruz.’’
Oysa, sürekli çelişki içindedirler. Bunun sebebi de "zekâ"ca güçlü olmalarına karşılık "akıl" yönünden bir hayli ölçülü yapıya sahip olmalarıdır. Pratik "zekâ" ile o an için o konuya bir çözüm getirebilirler, ancak "akıl" son derece sınırlı olduğu için, o anda buldukları çözüm mutlaka bir süre evvel verdikleri tebliğlere; ya da, bir süre sonra verecekleri tebliğlere, son derece ters düşerek, büyük bir çelişki oluşturacaktır.
2-CİNLERDE büyüklük duygusu aşırı gelişmiştir.
Burada bahsi geçen büyüklük, sadece duygusal büyüklük, gurur kibir anlamında olmayıp; birimsel ve boyutsal anlamdadır aynı zamanda.
Bir yandan kendilerini yeryüzünün yöneticileri olarak gösterip insanları buna inandırmaya çalışırlarken; diğer yandan da birimsel ve boyutsal büyüklüklerle düşünceleri allak - bullak edip, çaresiz hâle getirme çabaları içindedirler.
CİNLER, kendilerinin insanlardan ne kadar üstün, büyük ve yüce olduklarına inandırmak için de insanlarla aralarına mertebe koyarlar.
CİNLERİN, kendilerini UZAYLILAR diye tanıtarak verdikleri tebliğlere inanan insanların çok çok büyük bir kısmının, temelde İslâm düşünce sistemi, Tasavvuf düşünce sistemi üzerine alt yapıları mevcut değildir. Bahsedilen konular üzerinde, Kur`ân`ın görüşü nedir, o konuda Allah Rasûlü ne demiştir, hiç haberleri yoktur. Normal şartlarda konuşula gelenin çok değişiği olarak, bu bilgilere rastlanınca, hâliyle inanmaktadırlar... Üstelik...
CİNLER, bu kişilerin çoğunda halusinasyon türü, uzaylı - uzay gemili rüyalar veya uyanıklık halinde görülen imajlar da göstermektedirler ki, artık onlar için inanmaktan başkaca bir yol kalmamaktadır.
CİNLERİN insanları kandırmada önemli bir taktiği de, ayrıca şu olmaktadır:
Her medyum topluluğu, hangi inançlarla bezenmiş ise, onlara kendi inançları doğrultusunda tebliğ verilmekte, sanki onlardanmış gibi kendilerini kabûl ettirmektedirler.
Meselâ dini ciddiye almayanlara, aynı şekilde; dinle ilgilenene aynı şekilde; tasavvufa meyli olana bir tasavvuf önderinin ismini kullanarak gibi.
3-CİNLERDE kendilerini kontrol mekanizması çok zayıftır.
Bu sebepten ayarları çok kolaylıkla kayar ve konuşmalarında haddi aşarlar. Buna şayet tâbiri caiz ise "reostaları bozuktur" da denilebilir.
Bazen Yaradanı yaradan, yüce güçler olurlar; bazen, ALLAH`ı bedenleyip insanların arasına yollarlar; bazen evrenlerden büyük, yüce varlıklar olurlar; bazen de Rabbin itaatkâr kulları olarak, insanları dinden ve Allah Rasûlü’nden uzaklaştırıp kurtarmak{!} için ellerinden geleni esirgemezler.
4-CİNLER`DE sürekli tekrarlar mevcuttur.
İnsanlara sürekli tebliğler vererek, onlara kendilerinin üstünlüğünü kabûl ettirmeye çalışan CİNLER`de mevcut bulunan bir özellik de belirli kelimeleri sürekli tekrar eden cümleler kurmalarıdır.
Böylece:
1-İletişim kurulan medyumun, bu tekrarlarla sanki tesbih çeker gibi beyninde bir açıklık oluşturularak, kendilerine daha fazla bağlanılmasını temin ederler.
2-Zaman zaman düşülen fikir tıkanıklıklarında, cümle tekrarları ile zaman kazanırlar.
Cinlerin Atası İblis midir ?
Kur'ân tefsircileri cinlerin babasının "Caan" olduğunu söylerler. Tefsircilere göre insanların atası Hz. Adem olduğu gibi. cinlerin atası da İblistir. Kuran da İblisin Cin taifesinden olduğu açık bir şekilde belirtilir (Kehf Suresi 51. ayet). Griler yeryüzünün melekler de gökyüzünün sakinleridir. Ibn-i Abbas rivayet etmiştir. "Cenâb-ı Hak cinleri yaratınca isteklerini sordu: Onlar da biz görelim ama görünmeyelim, ölünce toprak altında kaybolalım" dediler. Bu istek kendilerine verildi. Hakikaten onlar görürler görünmezler. Öldüklerinde de toprak içinde kaybolurlar.
Kur'ân-ı Kerimin Rahman Suresı'nin 15. ayetinde cinlerin dumansız ve korsuz ateşten yaratıldıktan belirtilmektedir, cinlerin mahiyeti ve yapısı mevzuunda Kur'ânın verdiği malûmat bu kadardır, ancak bu konuda hadisi şeriflerde tafsilatlı bir şekilde bilgi verilmektedir. Hicr suresinin 27. ayetinde ise "vücudun gözeneklerine nüfuz eden kavurucu ateş" tabiri de kullanılmaktadır, Cin kelime anlamı olarak örtülü ve perdeli demektir.
Cinlerin Ömrü Ne Kadardır ?
Cinler, dumansız ateşten yaratılmış varlıklar olduklarından. hız ve zaman onlar için söz konusu değil. Çok süratli hareket eden ve yaşayan varlıklar olduklarından dolayı, ömürleri insanların zamanına göre hesap edilirse, tahmini 800 ilâ 1000 yıl arasında bir ömür yaşadıktan ortaya çıkar. Hz. Allah söyle buyurmaktadır. "Cine gelince, O'nu da kavurucu ateşten yarattık "(15/27) Biz insanlar çamurdan yaratılmış varlıklarız. Cinler ise dumansız ateşten yaratılmıştır ve bu yüzden ömürleri de ateştendir. Ateşten çok korkarlar ve yanarak ölürler. Tabi ki kimin ne kadar yaşayacağını, ömrünün süresini Hz. Allah bilmektedir. Bizler sadece ortalama biryıl verebiliriz.
Cinlerin yer yüzündeki sayıiarına gelince, yine tahmini olarak söylüyorum, dünyada beş milyar insan varsa, cinler altı yedi milyardır. Bazı insanlar cinlerin insanlardan üstün olduklarını, en güçlü varlık olduklarını sanırlar, bu asla doğru değildir, çünkü en mükemmel varlık insandır. Lakin cinlerin de alim olanları var, bu ilim ehli olan cinler tabii ki cahil insanlardan üstündürler.
Cinlerin Yaratılma Sebebi ve Sorumlulukları
Hiç süphesiz cinlerin yaratılış sebebi insanlarınkinden farklı değildir. İnsanlar da, cinler de Allah’a kulluk etmek için yaratılmışlardır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de; “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” buyurulmaktadır. Bu da onların kullukla mükellef olduklarını, iman ve itikat gibi inanç esaslarından olduğu gibi, haram-helal gibi itaate, namaz, oruç gibi de ibadete yönelik hususlardan sorumlu olduklarını göstermektedir. Nitekim bu konuda Fethullah Gülen Hoca; “Cinler, yaratılışları itibariyle şuur ve idrak sahibi varlıklar oılarak, bitkilerden ve hayvanlardan ayrılırlar. İnsanlar gibi mükellefiyetleri bulunduğu için de mümin ve kafir cinler bulunabilir.” demektedir.
Peygamber efendimiz sadece insanların değil cinlerin de peygamberidir. Allah'ü Teala Kur'an- Kerim'de buyuruyor ki "Ey habibim! Onlara de ki cinlerden bir grubun Kur'an-ı Kerim dinlediği bana bildirildi. Onlar şöyle demişlerdi. Muhakkak ki biz doğru yola götüren akıllara durgunluk ve hayranlık veren bir Kur'an dinledik. Ona inandık, Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız." (Cin Suresi 1,2)
Cinler alemindeki durum, insanlara göre şekillenmekte ve “her insanla beraber bir cin bulunması” hadisinden yola çıkarak, onların insanlara bağlı olarak yaşadıklarını ve insanların sosyal hayatlarına göre de sosyal hayatlarının şekillendiğini söylemek mümkündür. Buna göre, insanlar da ne varsa onlarda da olacak ve insanlar arasındaki hakim görüş ve düşünceyede sahip olacaklardır. Nitekim Fethullah Gülen Hoca “ Abdülfettah Şahin” müstear ismiyle yazdığı “İnancın Gölgesinde” isimli kitabında bu konuya değinmekte ve şöyle demektedir: “Müslümanların galip veya mağlup olmaları, cinler aleminde de aynı tesiri gösterir. Yani, müslümanların galibiyeti cinni müslümanların da galip; mağlubiyetleri cinni müslümanların da mağlup olmaları demektir.” Şeytanın iddia ettiği gibi, cinlerin ateşten yaratılmaları onları üstün kılıp, kulluk görevini yerine getirmemeleri hakkını vermez. Bu hususta sorumluluk açısından insanlarla aralarında bir fark yoktur. Kim Allah’a kulluktan ve O’nun kitabından yüz çevirirse, gitgide artan çetin bir azapla cezalandırılır. Nitekim cinler de bunu bilmektedirler.
Cinlerle İlgili İnanış ve Uygulamalar
*Bir şeye rast gelmiş, cin çarpmış veya korkmuş kimseler bir hocaya veya nefesi geçen bir kimseye götürülür okutulur, su içirilir veya okunup-üflenir.
*Cin çarpanları Melek Çeviren'e götürürler. Üsküreye su konur. İçine taşı koyar, üç kere çevirirler. Okunan bu suyu korkana içirirler; iyi gelir.
*Periler ve cinler eşikten geçtiği için eşikte durulmaz.
*Gece türkü söylenince cin çarpar.
*Aniden birini korkutunca cin çarpar.
*Ateş közüne su serpilirse cin çarpar.
*Karanlık yerlerde gezince cin çarpar.
*Soğanın kabuğu cinlerin parasıdır.
*Merdiven altları cinlerin evidir, oturulmaz.
*Akşam veya sabah, besmelesiz sıcak su dökülmez; cin çarpar.
*Ulu (büyük) ağaçlarının altında oturulmaz, buraların cinlerin evi olduğuna inanılır.
*Ağaç diplerinde taharet olunursa, dışarı sıcak su serpilirse, banyoya besmelesiz girilirse cin-peri çarpar.
*Cinin varlığı Kur'ân-ı Kerim'le sabittir. Onlar da insan gibi yer-içerler. Korunmak içinbesmele çekilmelidir.
*Al karısı veyacin aynı şeydir.
*Gece vakti taş diplerine, gül bahçelerine su dökülürse cin çarpar!
*Akşam ezanı okunduktan sonra yerler mühürlenir, dışarı çıkılmaz; cin çarpar.
Cinlerle İrtibat Kurma
Bazı insanların ruhları cinlerle temasa müsaittir, çabuk trans haline geçebilir, çabuk bizim buudlarımızın dışına çıkabilir ve onların alemi, onların buudları, onların dilleri ve haberleşmeleriyle mayalanabilirler.
Görülmeyen bu kuvvetlerin tabi oldukları belli prensipler vardır. Dolayısıyla insan her arzu ettiği yerde cinlere iş yaptıramaz, ama kolayca onlarla bağlantıya geçebilir. Kişi birtakım kelimeleri ve isimleri, sırlı kilitleri açar gibi kullanarak cinlerle temasa geçebilir. Ama cinlerden kolay kolay istifade edemez.
Günümüzde bazı insanlar birtakım kelimeleri birer kod, birer telefon numarası gibi kullanarak ve belirli sayıda tekrarlayarak onlarla irtibat kurmakta, fakat genelde zararlı çıkan da insanoğlu olmaktadır. Çünkü bu seansların, eskilerin el verme dediği yöntemle, yani bilen kişilerle yapılması gerekir. Her iki varlık da ayrı boyutlarda yaşamaktadır. Temas kurmaya karar verdiğinizde enerjiniz onları karşılamaya yetmeyebilir ya da onları negatif etkileyebilir. Bu durumda da ipler onların eline geçer ve psikiyatrların possesyon dediği belki de demekte zorlandığı durum ortaya çıkar. Yani bedensiz bir varlık sizi yönetmeye başlar.
Kur'an'ı Kerim'de cinlerin, ve şeytanların celp ve teşhirine yani irtibat kurup, hizmet ettirilebileceğine dair işaretler var. Nitekim günümüzde dahi bu konu bir kısım kötü niyetli kişiler tarafından gerçekleştirilerek, bir çeşit oyun ve eğlence aracı olarak kullanılabildiği gibi, kimileri tarafından da falcılık, sihirbazlık, hırsızlık yaptırıldığı bilinen hususlardandır.
Ruhani varlıkların yani melek, cin ve şeytan gibi varlıkların kendi bedenleri, bizim yaşadığımız boyutta olmadığı için onları bizim gibi de görmemiz mümkün değildir. Bu sebeple yüce gördükleri Allah onlara bir temessül, yani başka bedenlere girme hakkı vermiş ve onlar da insanlarla görüşmek durumunda oldukları zaman bu bedenlerden istedikleri birine girip öyle görünebiliyorlar. Bu konunun misalleri oldukça fazladır. İlmi ve manevi yönü büyük olan hocaların cinlerden talebe okutmasından tutun da Cebrail (a.s) in, sahabeden ahlakı ve güzelliği ile dikkati çeken Dıhye suretine girip Peygamberimize vahiy getirmesine kadar. Ayni şekilde şeytanın Daru'n-Nedve'de Necitli bir ihtiyar şekline girip Peygamberimizi öldürmek için plan yapanlara akıl vermesi ve cemiyette insan şekline bürünmüş olarak dolaşan şeytanlara ve cinlere verilebilecek bir çok örnek vardır.
Cinleri basit ve kötü işlerde kullanmak, onlarla eğlenmek yerine, daha farklı ve akademik seviyedeki bazı işlerde ve uğraşlarda kullanmak mümkündür. Aslında bizzat şahit olduğumuz bazı kişilerle, duyduğumuz bazı şahısların onları kullanıp, yine onlardan elde ettikleri bir kısım bilgilerle kitap yazdıklarına dair söylentiler var.
Bazı duaların okunması ile cinlerin çağrılabileceği ve onlar vasıtası ile yapılmayacak işlerin yapılabileceğine de inanılmaktadır. İnsanların hizmetinde kullanılan cinlere Huddam adı verilir. Cin hizmetçiler kullanan büyücü ve üfürükçülere de huddam lı denir.
Hz. Süleyman'ın Emrine Verilen Cinler
Kur'an-ı Kerim'de, Hz. Süleyman(a.s) hakkında nazil olan ayetlerde, cinleri emrinde çalıştırdığı bildirilmektedir. Hz. Süleyman, cinlerden teşkil ettiği işçilere, onların usta ve sanatkarlarına kaleler, burçlar, saraylar yaptırmış; heykeller, mabetler, mescitler yaptırılıp, bunlarla yemekler pişirilip halka ikram edilmiş ve insanlar, bu nimetler ve refah içerisinde tembelliğe zevk ve eğlenceye dalmadan çalışmaya ve kendilerine verilen nimetlere şükre davet edilmişlerdir. Çünkü insanın esas gayesi Allah'a kulluk etmek ve Onun verdiği nimetlere, sıhhat ve afiyete şükretmektir.
Kur'anda, Hz. Süleyman'ın cinleri denizlerin diplerine dalma işinde kullandığı da belirtilmektedir.
Hz. Davud'un 19 oğlundan biri olan Haz. Süleyman'a Allah'ü Teala tarafından çok özel bir güç verilmiştir. Hz Süleyman kuşlarla ve cinlerle konuşma ve onların her hareketinden davranışlarından anlama ona verilen ilahi bir güçtür. Hz. Süleyman cinlere, şeytanlara hükmetmiş, özellikle onların inşaat ustalarına, denize dalan dalgıçlarına vazifeler vermiş ve çalıştırmıştır. Birbirine zincirli vaziyette, cezalandırılmadıkça rahat durmayan, iş yapmayan diğer cin ve şeytanlar da onun emrine girenler arasındadır. (25. Sat Suresi 37,38)
Bu şeytanlar içerisinde iblis yoktur ancak İblis'in gayret ve çabasıyla şer ve fesat ehli olan ve adına Şeytan denilen cinler vardır. Cinler alemini teşkil eden bütün cinler değil, içlerinden yalnız belli bir kavmidir.
Cinler ve şeytanlar Hz. Süleyman tarafından insanların güç yetiremeyecekleri derecede ağır işlerde çalıştırılmış, yüksek binalar yapılmış, maharet isteyen sanatlar icra edilmiştir. Belkıs gibi bir hükümdar sultanın su dolu zannedeceği derecede sırçadan yapılmış sahanlık bunun bir örneğidir. Mescit ve mihraplar azizlere ait timsal ve heykeller ve daha buna benzer işler Hz. Süleyman'ın emir ve isteği üzerine bu cinler tarafından yapılmıştır. (27) 13 yaşında iken Saltanat' a geçtiği rivayet edilen Hz. Süleyman 4 yıl sonra inşaatı yeniden başlatmıştı. 53 yaşına geldiği zaman Beyt-i Makdis'in bitmesi için fazla bir iş kalmamıştı ama Cibril Emin gelmiş hayatının sona erdiğini izin verilirse ölüm meleğinin görevini yapmak üzere beklediğini bildirmişti. Tek dileği vardı: Allah'ım cinler ve şeytanlar benim öldüğümü duyarlarsa Beyt-i Makdis'in yapımını bırakırlar. O halde vefatımı geç duyur.
Bu duasının kabul edilmesi üzerine sırça sarayına girdi ve ibadete başladı. Dışarıda görenler onu iki eliyle tuttuğu asasına alnını dayamış halde müşahede ettiler. Ayaktaydı, bir şeyler düşünüyormuş gibi bir hali vardı. Hz. Süleyman günlerdir hatta haftalardır hep aynı yerde aynı vaziyette duruyordu. Bu arada Hz. Süleyman'ın asasını kemirmeye başlayan bir kurt Yüce Mevla'nın görevlendirmesiyle geceli gündüzlü uğraşıp duruyordu. Nihayet bir gün asasını ucu iyice kemirilmiş oldu ve kaydı. Ona dayanmış olan Hz. Süleyman vücud-u şerif'i yere yığıldı. Tam bu sırada ona bakanlar vefat ettiğini anladılar ve cinler derhal işi bıraktılar. Şu an günümüzde Kudüs'te bulunan cinlerin yapmış olduğu mescit Beyt-i Makdis halen ayaktadır.
Cinlerle İnsanlar Arasında Cinsel Temas Olabilir mi ?
İnsan ruh, nefs ve fizik vücuttan yaratılmıştır. İnsan nefsleri ile cinlerin fizik vücutları birbirine çok yakın yaratılmışlardır. Bu nedenle cinler sahip oldukları kişinin vücuduyla cinsel ilişkiye girerler. O kişi böyle bir alışkanlıktan sonra bundan kolay kolay vazgeçemez. Devamlı huzursuzluk içinde olur. Hatta çocuklarının olduklarını iddia edenler bile vardır.
Sevgili ziyaretçiler! Bilinmelidir ki; Allah'ın müsaadesi olmadan şeytan kimseye bir zarar veremez. Allahû Tealâ buna ne zaman müsaade etmez? Akîl-baliğ olan kişi hacet namazı kılarak, Allah’ın tayin ettiği mürşidini Allah'tan sorup da mürşide tâbî olursa, o kişi muhafaza altına alınır ve kurtulur. Kişi şüpheye düşmedikçe durumunu muhafaza eder. Cenneti de hak eder
2/BAKARA-102: Vettebeû mâ tetluş şeyâtînu alâ mulki suleymân(suleymâne), ve mâ kefere suleymânu ve lâkinneş şeyâtîne keferû yuallimûnen nâses sihrâ, ve mâ unzile alel melekeyni bi bâbile hârûte ve mârût(mârute), ve mâ yuallimâni min ehadin hattâ yekûlâ innemâ nahnu fitnetun fe lâ tekfur, fe yeteallemûne minhumâ mâ yuferrikûne bihî beynel mer'i ve zevcih(zevcihî), ve mâ hum bi dârrîne bihî min ehadin illâ bi iznillâh(iznillâhi), ve yeteallemûne mâ yedurruhum ve lâ yenfeuhum, ve le kad alîmû lemeniş terâhu mâ lehu fil âhireti min halâ(halâkın), ve le bi'se mâ şerav bihî enfusehum, lev kânû ya'lemûn(ya’lemûne).
Süleyman'ın mülkü üzerine onlar, şeytanların okuduğu (anlattığı, tilâvet ettiği) şeylere uydular (tâbî oldular). Oysa Süleyman, (sihir yapmadı ve) kâfir olmadı. Fakat şeytanlar, insanlara sihri öğretmekle kâfir oldular. Babil (şehrin)deki iki melek (olan) Harut ve Marut'a indirilen şeyleri (öğretiyorlardı). Oysa onlar: "Biz (im bilgimiz, sizin için) sadece bir fitne, bir imtihandır. Sakın (sihir ilmini öğrenerek) kâfir olmayın." demedikçe hiç kimseye bunu öğretmezlerdi. O zamanlar (sihir meraklıları ve onu geçim vasıtası yapanlar) o ikisinden erkek (koca) ile karısının arasını açacak şeyler öğreniyorlardı. Halbuki onlar, Allah'ın izni olmadan onunla (sihirle) hiç kimseye zarar veremezlerdi. Zaten onlar kendilerine fayda verecek şeyleri değil, zarar verecek şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun ki; onlar onu (sihri ve ona ait bilgileri) satın alan (ve onunla çıkar sağlayan) kimse için ahirette bir nasip olmadığını bilirlerdi. Kendi nefslerini, onunla ne kötü bir şeye sattıklarını onlar keşke biliyor olsalardı.
Cinlerde Evlilik
KAYNAK #1
Cinleri insanlar gibi düşünebiliriz, onların da erkekliği ve dişiliği vardır. Evlenip çoğalabilirler. İslam alimleri, bu konuda delil olarak Rahman Suresi 55. ve 56. ayeti delil göstermişlerdir,
"Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? Oralarda gözlerini yalnız eşlerine çevirmiş dilberler var ki, bunlardan önce onlara ne insan ne de cin dokunmuştur."
Tams, esasen kanamak demektir. Onun içindir ki hayız kanına tams denir. Bu kelime daha sonra bekâret halinde olan birleşmeye isim olmuştur. Ayrıca mutlak cinsî yaklaşım anlamı ifade ettiği de söylenmiştir. Buna göre âyetin mânâsı şöyle olur: Onları kimse kanatmamıştır. Yahut onlara kimse dokunmamıştır. Hep bekâr kalmışlardır. Buradan cinlerin cinsel ilişkiye müsait olduğu anlamı ortaya çıkmaktadır.
Diğer bir delil ise Kehf suresinin 50. ayetidir, " Yine o vakti hatırla ki biz, meleklere: "Âdem'e secde edin!" demiştik. İblis hariç olmak üzere onlar hemen secde ettiler. İblis cinlerdendi, Rabbinin emrinden dışarı çıktı. Şimdi siz beni bırakıp da İblis'i ve soyunu dostlar mı ediniyorsunuz? Halbuki onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için bu ne kötü bir değişmedir."
Bu ayetteki "soy" kelimesi de üremeyi gerektiren bir husus olduğu için cinlerin evlenmesine delil gösterilmiştir.
Cinlerle Evlenme
Cinlerle evlenme konusunda İslam alimleri fikir biriliğine varamamışlardır. "Evet, cinlerle insanlar evlenebilinir" diyenler olduğu gibi, "Hayır, mümkün değildir" diyenlerde vardır.
Bu konudaki düşünceler şöyledir.
Ebu Mansur es- Sealibi,
"Babası insan, annesi cin olan kişilerden doğan kimseye 'el-Has', insan ile cin sihirbazından dünyaya gelene de 'el-Amluk' denir.
Beyhaki'nin senediyle Cabir'in nakliyle,
Medineli bir kadının cinlerden bir dostu vardı. O, kuş şeklinde gelip, evinin duvarına düştü. Kadın ona,
"İn de laflayalım" diyince o şu cevabı verdi:
"Hayır olmaz! Mekke'de bir peygamber gönderildi; bir arada kalmamızı men etti ve bize zinayı yasakladı"
Katde'den nakil,
"Belkis'in annesi veya babasından biri cinlerdendi".
İmam Şibli cinlerle nikahın mümkün olduğunu savunmaktadır. Şibli bu konuda şunları söylemektedir:
"Hz.Peygamber'in, cinlerle evlenmeyi yasaklaması, fukahanın 'cinlerle insanlar arasında nikahlanmak caiz değildir', tabiinden bazı kimselerin bunu hoş karşılamaması, böyle bir şeyin mümkün olduğunu gösterir. Çünkü: "Mümkün olmayan bir şeyin cevazına veya meşru olmadığına hükmedilmez." demektedir.
İmam Şibli cinlerin cevheri ateştendir nasıl olur sorusuna cevaben ise,
"Onlar ateş unsurundan yaratılmış olsalar bile, yemek-içmek, evlenip-çoğalmak suretiyle tıpkı asılları toprak olan Ademoğularının ana unsurlarını kaybettikleri gibi, cinler de ana unsurlarını kaybetmişlerdir. Kaldı ki ateşten yaratılan cinlerin atasıdır. Tıpkı Hz.Adem'den başka, diğer insanlartopraktan yaratılmadıkları gibi, diğer cinlerde ateşten yaratılmamışlardır.
İmam Malik'in,
"Cinlerden bir adam var. Bizden kız istiyor. Helal yoldan evlenmek istediğini söylüyor. Ne dersiniz?" sorusuna cevaben,
"Dince bunda bir sakınca yoktur. Lakin ben şahsen bunu hoş karşılamam. Çünkü kadın cinden hamile kaldığı zaman 'Bu çocuk kimdendir?' diye sorduklarında, 'Cin'den', diye cevap verecektir. Ve bu yüzden müslümanlar arasında fesat alıp yürüyecektir." şeklinde cevap verdiği kaydedilmektedir.
İmam Şibli, cinlerle evlenmenin mümkün ve vaki olduğunu kabul etmekle beraber, buna engellerinde bulunduğunu belirterek insan neslinin insanlarla evlenmekle olacağını belirtiyor. Ancak, "İnsanla, cin arasında bir aşk meydana gelir de, insan evlenmek zorunda kalırsa, o zaman iş değişir. "Zararından kurtulmak için evlenebilinir" diyor ve "Yinede zararından kurtulunmaz "diye ekliyor.
Sealibi, "İnsanlarla cinler arasında evlenmek ve çoluk çocuk sahibi olmak mümkündür"
Cinlerle İnsanlar Arasında Evlilik
Bazı kimselerin cinlerle evli bulunduğuna dair halk arasında rivayetller dolaşmaktadır. Bunların doğruluk dereceleri ile dini bakımdan kabule müsaid olup olmadığının münakaşa mevzu olduğuna şahid olmaktayız. Bu söylentiler acaba doğru olarak kabul edilebilir mi?
Her iki tarafın rızasına, icab ve kabul esasına dayalı ve nikah kıyılması suretiyle cin ile insanlar arasında evlilik ceryan etmez. Bu rivayetler, "rızaya ve nikah akdine" müstenid evlilik olmayıup, tasallut ve tecavüz mahiyetinde bulunmaktadır.
Tecavüzün ve cinsi yakınlığın vaki olduğunun kabulü, aralarındaki evliliğin meşru olduğunu kabule delil olamaz. Sonra bir kadın, fuhuştan peydahladığı veled-i zinayı, "cinle evliyim de onmdan oldu" diye iddia edip suçtan sıyrılmaya kalkışır. İslam hukuku, böyle bir iddiayı makbul tutup sahibini mazur saymamıştır.
Mehmed Emre, Cinlerle İnsanlar Arasında Evlilik
Cinlerle Evlenmenin Aslı Var mı?
Toplumda, insanlar arasında tereddüte ve yanılmaya sebep diğer bir hususta cinlerle evliliktir. İtikadî olarak ne Kur'an-ı Kerim'de, ne Hadîs-i şeriflerde bize böyle bir evlilik rivayet edilmemektedir. Birçok büyük âlim de bu olayı anlatmışlar fakat hayal ile hakikat birbirine karıştırılmış, birçok hezeyan türünden hâdiseler günümüze kadar ulaşmıştır. Medya da bu şarlatanlığa çanak tutmuş, milletin kafasını daha da karıştırmıştır. TV'lere çıkan şovmenler; "ben şu kadar cin ile evliyim", "cinlerden eşim var" vs. hezeyanlarla sap ile samanı birbirine karıştırmış, insanları şüpheye düşürmüşlerdir.
Evvelâ, insan, hücrelerin ve moleküllerin yoğunlaşmasından, cin ise, ışın şeklinde bir enerji akımından ibarettir. Farklı âlemlerde, farklı boyutlarda, farklı yaratılışta olan insan ve cin, fizyolojik ve biyolojik mânâda biraraya gelip birleşmeleri, izdivaç etmeleri imkânsızdır. Cin, insanlara ancak his, heves, duygu verebilir, insanın şehevî duygularını tahrik edebilir, insan beynindeki şehvet merkezlerini, manyetik akım ile harekete geçirebilir.
Cinlerle insanların evlilikleri konusu, israiliyat ve bâtıl dinlerden, eski inanışlardan, hurafelerden, halüsinasyon gören beyninde rahatsızlığı olanlardan rivayet edilir. Hikâyeler, nesilden nesile, kulaktan kulağa aktarılırken, olay farklı boyutlarda değişmekte ve hurafe hâline gelmektedir.
Beyin ile alâkalı bir hastalık olan şizofreninin birçok çeşidi vardır. Halüsinasyon olayları şizofrenilerde çok görülür. Halüsinasyon şeklinde beyni hasta olan kişiye görünen cin, pekalâ hastanın kendisiyle evli olduğu kanaatini verebilir. O hastaya açık saçık bir insan suretinde görünüp, onun şehvetini arttırabilir ve ona izdivaç hayali gösterebilir. Aynen rüyalarda olduğu gibi kişi cünûp olabilir, boşalabilir. Cin burada manyetik olarak o kişinin beynini uyarmakta, beynindeki şehvet merkezine akım göndermektedir. Beyni hasta kişi bu hayalî olayı, hakikî zanneder ve her tarafa ?ben cinle evliyim? diye ilân yapar. Hayal ile hakikat birbirine karışmış olur.
İnsana musallat olup, böylesine hayaller gösteren cin, kendi âlemindeki çocuklarını o insandan oldu diye telkin ederse, bu kişi de cinlerden çocukları olduğunu savunur. Halbuki maddî âlemde böyle bir şey yoktur, bu sadece bir görüntüden ibarettir. Cinle temas kurduğunu söyleyen kişi, bunun bir görüntü olduğunu idrak edemez. Normal insanların rüyada boşalmaları gibi, kişi burada inzal olur. Böyle bir olayı başkalarına söyledi mi, ya "deli, aklını oynatmış" diye psikiyatri kliniğine gönderilir ya da karşısında bu olayı gerçek zannedenler tarafından inanılır. Modern tıp böyle bir olayı kabul etmez, dolayısıyla cinleri, cinnî olayları hayal ve halüsinasyon olarak değerlendirir. Tarafıma bu şekilde birçok olay intikal etmiş, bu rahatsızlıklar daha sonra izale edilmiştir.
Kaynak: Zafer Bilim Araştırma Dergisi
KAYNAK #2
insanların cinler ile veya cinlerin insanlar ile evlenmesi mümkündür. Fakat ulemanın ekserisi kerih görmüş, Hanefi alimleri ise cin ile evlenmeyi caiz görmemişlerdir. Çünkü cinsleri aynı değildir. Evlenmek caizdir diyenler de olmuştur.
Hasan-ı Basri (r.a.) "iki şahid huzurunda olursa caizdir" demiştir. (Ginyel'ül Münye) Ehli ilimden cinlerden birbiri ardınca dört kadın nikahlayan olmuştur.
Yemen'den bir cemaat imam Malik'e mektup yazıp sordular, "Burada bir cinni var bizden kız istiyor, siz ne buyurursunuz?" İmam Malik, "Dinen bunda bir sakınca yoktur. Fakat ben bunu kerih görüyorum. Çünkü, kadın cinden hamile kaldığı zaman seni kim hamile bıraktı, bu çocuğun babası kim diye sorulduğunda, "cin" diye cevap verecektir. Bu da Müslümanlar arasında fesada sebep olacaktır" demiştir. (Akamül Mercan)
insan olan bir kadına, erkek bir cin yaklaşırsa gusül icap eder mi? Bir Kadın Kadıhan'a gelerek "bir cin uykuda iken bana yaklaşıyor. Kocam yaklaşırken ne buluyorsam, o yaklaşınca da aynı şeyi buluyorum" deyince, Kadıhan: "Gusül icap etmez" demiştir. Bazılarına göre, kadında inzal vakî olursa gusl etmesi icab eder. Kadının menisinin geri dönmesi muhtemel olacağından, ihtiyaten yıkansın diyenler de olmuştur.
Hanbeli alimlerinden birisine, Cinin arkasında kılınan namaz sahih midir?" diye soruldu. O da; "Evet sahihtir, çünkü cinler de mükelleftir, peygamberimiz insan ve cinlere peygamber olarak gönderilmiştir" dedi.
Hatta bir cin, insan namaz kılarken önünden geçecek olsa, onun geçmesini önleyecek, onunla geçmemesi için mücadele edecek denilmiştir.
En Çok Hangi Gizli Servisler Cinlerden Yararlanıyor ?
Cinler konusu Batı'da ciddi anlamda merak edilerek araştırmalara konu edilmekte. Bu amaçla zaman zaman medyum ve falcılardan yararlanıldığı da gözleniyor. Hatta CIA ve KGB gibi gizli servislerin medyumlardan medet umduklarını öğrenmek belki size şaşırtıcı gelecektir, iddialara göre Amerika'da Scandorf Araştırma Enstitüsü'nde çalışan parapsikolog Pat Price, ABD'nin nükleer denizatlarının Okyanus'un hangi bölgesinde bulunduklannı, az bir yanılma payı ile tespit etti. Sıtkı Uluç'un "Gizli Servis Öyküleri* isimli kitabında 1950'den beri CIA'nın medyum ve falcılara rağbet gösterdiği, CIA'nın Sovyetlere ait Semipalantinsk Araştırma Merkezinin yerini Pat Price sayesinde öğrendiği kaydediliyor.
İtalya'da Kızıl Tugaylarca kaçırılan ABD'li James Dozier'in bulunması için ClA'nın medyumlardan yardım istediği belirtiliyor. Medyumlar, generalin rehine tutulduğu evin kapısının de mir. yeşil parmaklıklı olduğunu ve kapı numarasını kaç olduğunu tespit ettiler. Kitapta ClA'nın İran'da rehine tutulan Amerikalıların, ABD Elçiliğinin hangi bölümlerine kapatıldıklarını öğrenmek için yine medyumlara başvurduğu belirtiliyor. Hatta bu tür işleri için CIA yetkililerinin. "En geniş parapsikoloji servis KGB'de, Ruslar bu işi çok ilerlettiler dedikleri de aktarılıyor.
Etrafımızda Bir Cinin Olup Olmadığını Nasıl Anlayabiliriz ?
Eğer kişi kulağının dibinde fısıltı halinde sesler duyuyorsa ve bir tarafa bakarken gözünün yan tarafında gölgeler, karartılar geçtiğini hissediyorsa, o zaman o kişinin yakınında cin var demektir. Eğer cin fizik olarak o kişiye görünüyorsa, o zaman yapması lâzımgelen o cinin ayaklarına bakmaktır. Cinlerin ayakları terstir. Gördüğünüz şeyin ayaklarına baktığınızda onun bir cin olup olmadığını rahatça anlayabilirsiniz.
Cinlerin içinde de Allah dostu olanları vardır. Allah'ın düşmanı olup şeytanın dostu olanlar da. Bu cinlerin hangisi olduğunu bilemeyiz.
[Sizi koruyabilecek TEK BİR GÜÇ vardır; O da Allah'tır. Eğer Allah'tan değil de, bu tür konularda kendinize yardım için bile olsa başkasından medet umarsanız bu sadece şirktir. Kıldığınız namazın da değeri kalmaz. Ne diyordunuz hergün kıldığınız namazda: "İyyâ ke nağbudu ve iyyake nestaîn" Yani, "Allah'ım, yalnız Sana ibadet eder ve yalnız senden yardım isteriz (Medet umarız)." Eğer bu tür konularda yardıma ihtiyacınız varsa, tek silahınız ALLAH'A OLAN İNANCINIZ ve KENDİ EN TEMİZ KALPLE, İNANARAK ve ONUN KORUYUCULUĞUNA, RAHMETİNE GÜVENEREK ETTİĞİNİZ DUALARDIR. Ayete'l Kürsi'yi bol bol okuyun. Felak, Nas surelerini bol bol okuyun. İşiniz iyi mi gitmiyor: "Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm." ve "Hasbinallâh-u veniğmel vekîl." Yani, "Sığındığım Allah'ımın herşeye gücü yeter. Beni bu halden kurtarmaya da elbet gücü yeter." "Beni koruyan da, gözeten de, rızkımı veren de Yüce Allah'tır. O, ne güzel vekildir." Ya Rezzak ism-i şerifini çokça anın. Yani "kullarını rızıklandıran Yüce Allah." Elinizde dua silahınız oldukça medet umacağınız hiç kimse yoktur; olamaz da... ]
Evlerdeki Haşere ve Hayvanlar Cin Olabilir mi ?
Cinler Hayvan Kılığına Giriyor
Cinler insan kılığında görünebilecekleri gjbi, hayvan şeklinde de görünebiliyorlar. Bunun yanında bazı hadislerde cinlerin yılan, akrep, sığır, merkep ve kuş kılığına girdikleri de anlatılmaktadır. Nitekim. Nahle Vadisı'nde Efendimiz (s.a.v.), onlardan biat kabul ederken, akrep ve kedi gibi herhangi bir hayvan kılığında görünmemelerini istemiş, illa görüneceklerse de kendi suretleri, ya da daha başka munis suretlerde görünmelerini cinlere teklif etmiştir. Ümmetine de, Evinizde böyle bir haşare gördüğünüzde, ona önce üç defa "Allah rızası için git" deyin, belki o Cin kardeşlerinizden biri olabilir. Eğer gitmezse o zaman Cin değildir; zarar verecekse öldürebilirsiniz" buyurmuştur. Bu bir bakıma iki ayrı taifenin, iki ayrı cinsin veya iki ayrı sınıfın anlaşması gibiydi ki, onun bu teklifine karşı cinler de, "Ümmetin her şeye besmele çeker, her şeyi kapatır ve muhafaza ederse, biz onların yiyecek ve içeceklerinden ne yer, ne de içeriz" diyerek söz vermişler.
Cinlerin bizim yediklerimizden nasıl istifade ettiklerini bilemiyoruz. Belki havasından, belki kokusundan, belki de keyfiyetinden istifade etmektedirler. Nitekim bir Hadis-i şerifte; 'Tezek ve kemiklerle taharetlenmeyiniz; çünkü onlar Cin kardeşlerinizin yiyecekleridir.'
Hadisler Işığında Alimlerin Cinlerle İlgili Görüşleri
Kur'ân-ı Kerim dışında Hz. Peygamber Efendimizden rivayet olunan Hadis-i şeriflerde de cinlerle ilgili pek çok bilgi bulunmaktadır. Hadisi şerifler ışığında alimlerin görüşlerini ele alacak olursak cinler hakkın da çok önemli bilgiler verilmektedir. Mesala Abdürrezzâkın tasniflerinde. Peygamber (s.a.v.) "On karşıma kendi suretinde geldi." Ebu'd Derda (r.a.)'nın rivayetinde-. "Yüzüme çarpmak için elinde ateşten bir şıhâp olarak geldi." "Bu münasebetle şunu arzetmek lazımdır ki. hayat sahibi mahluklar âlern-i maddideki insan ile. envâını saymakla tüketemediğimiz hayvanattan ibaret değildir.' "Allah'tan başka. Allah'ın askerlerinin şekil ve adetlerini kimse bilemez." Bunlardan akıl sahibi olarak, Resulullah'ın (a.s.) haber vermesiyle bilgimiz olup asfîyânın da bazen şahit olduğu iki taife var ki. "Melekler ve cinler" Bunlar istedikleri şekle girebilmektedirler. Melâike-i kiramın tamamı ervâh-ı ulviyye ve mukaddese olup, emri ilahiye itaatten zerrce ayrılmazlar. Durumları, semâvât-ı ulviyye olduğu halde bir takınılan Emr i Rabbani ile meskenimiz olan arza kadar iner ve yine urûç eder. cin denilen taife-i mahlûkat ise. bizimle arz üzerinde mesken kurmaktadır. Bunların da insan gibi, mü'mini, kâfiri vardır. Kâfirlerine şeytan ismi verilir. Melâıke'nin de. Çin'in de varlıkları Peygamber (s.a.v.)'in verdiği haber ve nassı kati (kesin delil) ile bilindiğinden "bu türlü mahlukat yoktur" demek Ayetleri ve Resulullah'ı inkara kadar gider ki Allah korusun küfürdür.
Hacc esnasında da Mina'da birkaç gün ikamet olunurdu. Bu aylar ve yerler her sene bütün Arap kabilelerinin toplandığı yerlerdi. Bu yüzden istifade etmeleri için kabileler çağrılırdı. Kalbinde zerre kadar imânı olanlara davetçi gönderilirdi. Hz. Muhammed(s.a.v.) in Mekke'ye dönüşlerinde, tam hac aylarıydı. sahabe-i Kiramdan bazılarıyla birlikte Ukaz Çarşısını teşrif etmek istemişti. İşte Hz. Peygamber (s.a.v.) bu sefer içinde Batn-ı Nahlede iken Cin kıssası vukua gelmiştir. 'Şüphesiz biz semâda burçlar yarattık. Semâyı, gözünü açan erbâb-ı nazara hoş gelecek gibi tezyin ettik, ondan herhangi recm olunmuş. Rahmeti ilahiyyeden tard edilmiş şeytanın istirak-i sem'de yani kulak hırsızlığı nevinden bir haber almaya çalışa ki, böylesine de açık bir ateş parçası (izlemesi için) musallat ettik* (15/16-18)
Bu ayet Celâleyn Tefsirinde: şöyle izah ediliyor. "Varsa keşfedilmeyenler hariç, gök bilimcileri on iki burç tespit etmişlerdir. Koç, boğa. yengeç, ikizler, arslan. başak. terazi, akrep, yay. oğlak, kova ve balık burçları. Bunlar yedi büyük gezegenin menzilleridir.
Yedi büyük gezegen ise; Merih. Zühre, Utarit, Ay. Güneş. Müşteri ve Zülal'dir. Süre-i Saffa'taki "Muhakkak ki biz en yakın göğü (Dünya semasını) bir süsle, yıldızlarla süsledik ve (göğü) bütün İnatçı şeytanlardan koruduk. Artık onlar (o şeytanlar) "Melei Alâ" (Eşref meleklerden oluşan en yüce meclis) da olup bitenlere kulak veremezler ve her yandan kavrularak atılırlar (Taşlarıırlar) onlar için sürekli bir azap vardır. Meğer ki liderinden) bir söz kapan bin olsun. İşte onu delip geçen bir alev izleyip durur." (37/6, 7. 8. 9. 10.) "Ey Allah'ın Resulü cinin şunu da söyledikleri sana vahyolunduğunu haber ver. Biz semaya doğru çıktık da pek şiddetli bekçilerle, şühûb-i sakibe (yakıcı alev) ile dopdolu bul duk. vaktiyle bizler kulak verip haber alabilmek için semanın, yüksek sahasının ötesinde berisinde pusular kurar beklerdik. Şimdi ise her kim kulak vermeye kalkışırsa, kendini bekleyen bir sihâb-i (alev) karşısında buluyor."
İnsan, Cinleri Nasıl Kendine Musahhar Ediyor ?
Bazı insanların cinlerle görüşüp onlardan yardım görmesi, Müslümanların imamları tarafından bilinen bir gerçektir, insanın nefsi habislenip, tabiatı bozulunca, yani bir nevi şeytanlaşınca, günah işlemeye iştah duyup, lezzet alır. Dolayısıyla şeytanın arkadaşı olur. Artık kötü işler yapmaya aşık olur. Ibni Haldun Mukaddemesinde "Sahirin cinle görüşmesi, şeytana ve yıldızlara teveccüh yolu ile gerçekleşiyor. Bu teveccühün de onların yıldıza ibadet, şeytana ibadet, tazim ve tezeliül ve onlara secde etmeleri ile kendini göstermektedir" diyor. Artık şirk ve küfür sebebi i!e şeytan ile arkadaş olunca, şeytan onu seviyor ve bu sebeple onu mükâfatlandırıyor. Şeytanın adamlarından birisi herhangi bir insana vuruyor. O insanı da sahire götürüyorlar. Ona gitmesi sebebi ile şeytan ondan elini çekiyor. Hasta iyileştim diye ona para veriyor, dolayısı ile ona yardım ediyor. Bu sahir birine sihir yapmak istediğinde herhangi bir sureyi yazıp, sonra onu sidik ile veya herhangi bir necis ile silmesini söyler o da şeytanın dediği gibi yapar ve şeytan ona yardım eder.
Şehirlerden bazılarının itirafı: Bir tanesine sihrinin nasıl tesiri olduğu soruldu, o da şu cevabı verdi. "Ben sihri yapmadan evvel Kuran-ı Kerim'den şu sûreyi tabağa yazar, yazının üstüne bevl edip yazıyı bozarsın ve öylece yaptığım işte başarılı olurum." Başka bir tanesi şöyle diyor; "Ben sihir yapmadan önce sidik ile abdest alır iki rek'at namaz kılar ve sihirimde başarılı olurum." istanbul'daki sahirlerden bir tanesinin itirafı; "Ben Kur'an-ı kıçımın altına alıyorum, cinler o zaman bana yardım ediyorlar". Sahir ve sihir ile alakalı geniş izahatler ilerde gelecektir.
İnsanlara Musallat Olan Şeytan ve Cinlerin Amaçları Nedir ?
Müslüman cinler, yani Kur'ân-ı Kerim'e Hz. Muhammed (s.a.v)'e iman etmiş olan cinler, tıpkı insanlar gibi Allah'a, Kurana, onun resulüne iman eden, ibadet eden, aile hayatı olan tıpkı insanlar gibi sosyal faaliyeti olan varlıklardır. Müslüman cinler arasında da elbette ibadeti zayıf olan, isyan eden, kimi zaman ibadetten uzak kalanlar da vardır. Tabi ki imanlarını da muhafaza ederler. Bir de, şeytanı cinler vardır. Bunlann maksadı, kendi dünyalannın ve yaşantılarının haricinde ekseriyette insanlara zarar vermek ve musallat olmaktır. Kimi insanın kalbine ve beynine hükmedip yönlendirebilirler. Şeytani enlerle İrtibat halinde olan insan, onlann emri alandadır. Onlar ne derse, onu yapar. Zaten Şeytani cinlerin amaçları o insanı imandan uzaklaştırmaktır, şeytan, ne kadar kötü amel varsa. hepsini gerçekleştirir Cinler ne isterse. 0 tür insanlara yaptırırlar. Bir anlamda cinler, o insanlara hükmederler. Bu gibi durumlarda benim tavsiyem, birincisi kimse cinlerle irtibatlı olayım diye. böyle bir yola başvurmasın, çünkü o insanın aklı tamamen gidebilir. Pek tavsiye etmem. Ama Nas ve felak sureleri vardır. Bu sureleri iyi okuyup, anlamak gerekiyor. Kuran o kadar büyük bir hazine ki. bunun kıymetini bilmiyoruz. Kuran herşeydir. Kur'ân sadece ölülerin arkasından okumak için değildir.
İslam Öncesi Türklerde Cin Kavramı
Anadolu folklöründeki biçimiyle cinlerden huddam edinme inancının, Türklerin müslümanlık öncesi inançlarında da yer aldığını söylemek pek mümkün değildir. Türk şamanizminde, doğaüstü varlıklarla ilişki kuran kişiye “kam” veya Kırgızlar'da hâlâ kullanıldığı gibi “bakşı” denir. Bakşı'nın koruyucu ruhu olarak sözünü ettiği “arvak” ile hadîm bir cinden bahsetmediği açıkça bellidir. Diğer yandan, zaman içinde yok olup giden Türk şamanizminde de cin benzeri varlıklara inanıldığı biliniyor. Fakat, bu inancın temellerinde Budizm'in köklü bir etkisi olduğu da kesindir. Uzakdoğu dinlerinin esas ilkeler açısından Ortadoğu'dakilere oranla büyük farklılıklar taşıması sebebiyle, bu farkın mitolojik unsurlarda da kendini göstermesi kaçınılmazdır.
Nitekim, İslam öncesi Türkler'den kalma ve “çıvı” olarak geçen bir terimi, Mahmud Kaşgarî “Dîvanü Lûgat-it Türk” adlı kapsamlı sözlüğünde açıklarken, İslamın etkisi ile bunun "cinlerden bir bölük' olduğunu yazmak zorunda kalmıştır. Oysa, Yakut Türkleri'ndeki şamanizmde - ki İslam-Arap etkisinde kalmamış nâdir bir koldur - görülen “ije-kil” ile paralel anlamdadır “çivi”. İje-kil; herhangi bir kişinin, ruhu gibi bedenine bağlı olan ve canı olarak tercüme edebileceğim biçimde tanımlanmaktadır. Çıvı da, fertleri birbirine bağlı bir toplumun kollektif canı gibi düşünülmüştür. Mesela, eski metinlerde anlatıldığı üzere; savaş anında birbirine saldıran iki ordunun askerleri çarpışırken, o iki toplumun çıvılarının da birbirine saldırdığına inanılırmış. Özellikle askerler gece vakti istirahatte iken, askerlerden çıkan çıvı daha da güçlenir ve böylece karanlıkta müthiş bir savaş olurmuş. Öyle ki, askerler geceleyin çıvıların attığı oklardan korunmak için çadırlarından dışarıya adım atmazlarmış.
Kaşgarlı Mahmud'un Türkler ile ilgili muhteşem eserini, Abbasi halifesi Muktedî'ye takdim ettiği yıllarda, doğudan itibaren Akıncılar Anadolu'ya girmeye başlamışlardı. Bu Akıncıların Orta Asya'daki İslam öncesi eski Türk kültür öğelerini ne ölçüde Anadolu'nun otantik etkisinden koruyabildiğini bilmiyoruz. Ancak, Anadolu'nun eski Doğu Roma İmparatorluğu'ndan kalma halkının âdet ve inançlarından günümüze kadar gelen bazı cin-peri hikayelerinin varlığını inkâr etmek mümkün değildir.
Bu sebeple, günümüzdeki Anadolu inançlarının kökünü; Akıncıların göçerlikten yerleşikliğe geçerken küçük beylikler kurmaya başlamalarıyla birlikte, Arap-İslam kültürünün Bizans-Anadolu ortamında yorumlanışında aramak gerekir. Burada Osmanlı kültürünü - içeriği çok zengin olmasına rağmen - aynen kendisinden önceki gibi İstanbul'un surları içinde sıkışıp kalmış ve onbeş-yirmi sene önce de Anadolu kültürü tarafından tamamen yok edilmiş olması yüzünden dikkate almıyorum. Esasında, cinlerle ilgili inançlarda da Anadolu ile Konstantinopolis (Der-Saadet) arasında dikkati çeken farklar vardır.
KURAN VE ARAP-İSLAM KÜLTÜRÜNDE CİN KAVRAMI
Sanıldığının aksine, Kuran'da - aynen ruh, melek, şeytan, öte alem konularında olduğu gi*bi - cinlerle ilgili konuda da yeterince açıklayıcı bir bilgi yoktur. Genellikle aynı tanımlamala*rın tekrarları yapılmıştır. Konu ile ilgili önemli sayılacak ayetlerin anlamları şöyledir:
6:100 : “Cinleri ona (Allah'a) ortak yaptılar. Halbuki onları da o yarattı.”
15:26-27 : “Andolsun ki biz insanı kuru çamurdan, biçimlenmiş balçıktan yarattık. Cann'ı da daha önce semum (dumansız? zehirleyici? çok sıcak?) bir ateşten yarattık.”
55:14-15 : “O, insanı bardak gibi kup*kuru balçıktan yarattı. Cann'ı da yalın bir ateşten/alevden yarattı.” Cann, tefsircilere göre, cin*lerin babası sayılan İblis olabilirmiş. Çünkü o da ateşten yaratılmıştır.
18:50 : “Hani biz meleklere: Adem'e secde edin demiştik de İblis'ten başkası hemen secde etmişlerdi. O ise cinlerden olduğu için, rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. Şimdi siz beni bırakıp da onu ve onun avenesini - hepsi sizin düşmanınız olduğu halde - dost edinir misiniz? Zalimler için ne kötü bir değiştirmedir bu!”
51:56 : “Ben cinleri de insanları da ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”
11:119 : “Andolsun ki ben cehennemi hep insan ve cin ile dolduracağım.”
7:38 : İns(an) ve cinden siz*den önce geçmiş ümmetler arasında siz de girin bu ateşin içine.”
6:130 : “Ey cin ve ins(an) topluluğu: Aranızdan size ayetlerimi nakleden, bu gününüzün gelip çatacağını özellikle haber veren peygamberler gelmedi mi size?”
6:128 : “Ey cin topluluğu, insanlardan birçoğunu baş*tan çıkardınız ha! Onların dostları olan insanlar da şöyle diyecekler: Ey rabbimiz, kimimiz ki*mimizden faydalandık, bizim için takdir ettiğin ecelimize ulaştık.”
41:29 : “O küfredenler: Ey rabbimiz, cinden ve insanlardan bizi saptıranları göster bize de, onları ayaklarımızın altına alalım. Ta ki en aşağıda kalanlardan olsunlar, diyecekler.”
34:14 : “Cinler gaybı bilmiş olsalardı, öyle horlayıcı bir azab içinde bulunmazlardı.”
Yahudi kral-peygamber Şalomon'un (Süleyman) cinleri için de şöyle deniyor:
27:17 : “Sü*leyman'ın cinlerden, insanlardan, kuşlardan orduları toplandı. İşte bütün bunlar (onun tarafın*dan) idare ediliyordu.”
27:37-38 : “(Süleyman) dedi ki: Ey ileri gelenler, onun (Saba melikesi*nin) tahtını, teslim olarak bana gelmelerinden önce, hanginiz bana getirir? Cinlerden bir ifrit: Sen daha yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm. Eminim ki buna gücüm yeter, dedi.”
34:12 : “(Süleyman'ın) Önünde, rabbinin izniyle iş gören bazı cinler de vardı.”
Ayrıca, birtakım cinlerin Peygamber'i Kuran okurken dinlemeleri ve daha sonra da bu ko*nuda cinlerin konuşmalarının Peygamber'e vahy olunuşu ile ilgili 28 ayetlik Cin suresi ise şöyledir:
72-Cin : 1-15 : “Biz gerçekten hayranlık veren bir Kuran dinledik ki o hakka ve doğruya götürüyor. Bundan dolayı biz de ona iman ettik. Rabbimize hiçbir şeyi asla ortak tutmaya*cağız. Gerçekten, rabbimizin büyüklüğü yücedir. O ne bir eş ne de bir çocuk edinmiştir. De*mek ki, meğer bizim avanağımız, Allah'a karşı ne yalanlar uyduruyormuş. Aslında biz de, in*san olsun cin olsun, hiçbiri Allah'a karşı asla yalan söylemez sanmıştık. Ancak şu da var: İn*sanlardan bazıları cinlerden bazılarına sığınırlar. Demek ki bu suretle onların azgınlıklarını art*tırmışlar. Doğrusu, onlar da, sizin zannettiğiniz gibi, Allah'ın hiçbir kimseyi katiyen diriltemeyeceğini sanmışlar. Biz, ciddi bir biçimde göğe erişmek istedik. Fakat onu sert bekçilerle ve alevlerle doldurulmuş bulduk. Halbuki bundan önce, haber dinlemek için onun (göğün) bazı kısımlarında yer bulup oturuyorduk. Ama, şimdi kim dinleyecek olursa, karşısında kendisini gözetip duran bir alev buluyor. Doğrusu biz, yerdeki kişilerin kötülüğü mü isteniyor, yoksa rableri onlar için bir iyilik mi diliyor, bilmiyormuşuz. Gerçekten bizim aramızda iyiler de var*dır, daha aşağı olanlar da. Farklı yollara ayrılmışız. Şu gerçeği de kuşkusuz anladık ki: Yeryü*zünde kalsak da, göğe kaçsak da Allah'ı asla güçsüz kılamayız. Doğrusu, biz o doğru yola ulaştıranı dinleyince ona iman ettik. Her kim rabbine iman ederse, o ne ecrinin eksileceğinden ne de bir haksızlığa uğrayacağından korkmaz. Aslında kimimiz müslüman, kimimiz de zalim*lerden. Müslüman olanlar, doğru yolu arayıp bulmuş olanlardır. Zalimler ise cehenneme odun oldular.”
Cinin anlattıkları Peygamber'e naklen bildirildikten sonra kendisine denmiş ki: “Eğer onlar o yol üzerinde dosdoğru gitselerdi, elbette onlara bol su içirirdik.” Bir tür alevden veya ateş*ten yaratılmış olanlar için ayrı bir cehennem tablosu çizileceği beklenirken, onların da cehen*nem ateşinde yanacaklarının söylenmesi ilginçtir. Kurandaki daha başka birçok tanımlamada da olduğu gibi, iyice anlaşılsın diye, olaylar “insanlara hitaben ve yine insanların değer yargı*larına göre” anlatıldığından, vahiyde cehennem ateşi sembolik anlamda ve acı veren bir ortamı tasvir etmek için seçilmiş olabilir (4).
Kuran'da cin hakkında yapılan bu açıklamalar sonucunda, İslam alimleri arasında büyük fikir ayrılıkları doğmuştur. Dini açıdan önemli bir yeri olan Mu'tezîle ekolü cinin varlığını toptan yok sayarken, İmam Eşarî'nin yandaşları da cinlerin nerdeyse her şeyi yapmaya gücü yetecek varlıklar olduklarına inanmak gerektiğini savunmuşlardır. Diğer yandan, Hadis ravileri de, Peygamberin herhangi bir cini görüp görmediği hususunda anlaşamamışlardır. Ancak, esas itibarıyla, müslümanların cinlere inanması gerektiği söylenir.
Esasen, Kuran'da da belirtildiği gibi, Araplar Peygamber'e vahiy gelmesinden önce de za*ten cinlere inanıyorlardı. Cinler, melekler ve diğer mitolojik tasvirlerin hepsi Cahiliye Dönemi'nin Arap kültüründe önemli bir yer almaktaydı. Seci (kafiyeli ifade), belâgat (güzel konuş*ma) ve şiir sanatlarına büyük değer veren Araplar, bu alanda yetenekli kişilerin daima marifet*li bir cini olduğuna inanırlardı. Nitekim, Peygambere vahyolunan güzel sözleri duyduklarında da onun cininin kim olduğunu sormuşlardır.
Arap literatüründe, Kazvinî'nin “Acaib al-Mahlûkat wa Garaib al-Mawcûdat” ile Damirî'nin “Hayât al-Hayawân” adlı eserlerinde cinlerle ilgili önemli açıklamalar vardır. Bu yazarlara göre; insanın topraktan, meleklerin de nurdan yaratılmış olmalarına karşın, ateşten yaratılmış olan cinlerin erkeğine “cinni” dişisine de “cinniye” denir. Cinler üç gruba ayrılırlar: Agval, Saali ve Afarit. Agval veya Gilan grubundan olanlara “Gul” denir. Saali türü cinle*re ise “Sılat” derler. Afarit grubundakiler ise “İfrit” diye bilinirler. Bu cin gruplarının kendi aralarında da hiyerarşik bir düzenleri vardır.
Arap inancına göre, “Gul” türünden olan cinler genellikle dişidir, erkeğine “Qutrub” denir. “Marid” tipi Gul'ler en acımasız olanlardır. Hilekarlıkta onlardan daha haini yoktur. Değişik biçimlere girerek önce insanlara yollarını şaşırttırır, sonra hemen üstlerine atlayıp parçalayarak onları yutarlar. Mısır Arapları, geceleyin mezarlara saldıran Gul'lerin cesetleri yediklerine ina*nırlar. Anadolu folklöründeki “Gul-yabani” ise daha ziyade hortlak veya hayalet olarak tasvir edilir ve ıssız yerlerde, karanlıkta ansızın insanın önüne çıkarak korkuttuğu söylenir. Masallar*daki umacı “dev anası” da bir Gul'dür.
Yine, Anadoluda “al-karısı” diye bilinen ve loğusaya veya çocuğuna saldırarak onları boğmaya çalıştığı söylenen hayali yaratık da dişi Gul sayılır. Peygamber, bir hadise göre, Gul diye bir yaratık olmadığını söylemiş. Mu'tezîle ekolü de bu hadise atfen cinleri yok saymıştır. Fakat, başka bir hadise göre de Peygamber, sataşan Gul'leri kovmak için ezan okumayı tavsiye etmiştir. Araplar için Gul kavramı o kadar etkileyiciydi ki, uğursuz sayılan beta-Persei çiftyıldızına Ras al-Gul (Cinin Başı) adını takmışlardı. Bugün as*tronomide kullanılan Algol adı da dolayısıyla onlardan kalmıştır.
Sılat türündeki cinlerin dişileri Gul gibi biçim değiştirebilirler. Ayrıca, cinlerin çoğu dişi Sılat'lardan korkar, çünkü büyücü olurlar. Yani, mesleği büyücülük olan cinler bile var. Sılat'ların daha az zararlıları ise su birikintilerinde yaşayanlar, ağaç kovuklarında gizlenenler ve havadar yerlerde gezinenler olarak tanımlanıyor. Bu türdekilere Anadolu'da daha çok - farsi kökenli olarak – “peri” adı verilmektedir.
İfrit’ler ise Cahiliye Döneminde cinlerden sayılmazken, İslamiyet ile birlikte cin olmuşlar. Ama, eski bir alışkanlık olarak, Araplar İfrit’leri Şeytan’lar ile bir tutmayı yeğlemişler. İnanışa göre, İfrit çok kuvvetli, sert mizaçlı, acımasız ve aynı zamanda kurnazdır. Mısır'da ise, öldürü*len veya acılar içinde ölen bir adamın hayaletine ifrit derler.
İslam inancına göre, cinlerden korunmak amacıyla, Kuran'ın sonunda yer alan iki kısa su*renin (Falâk ve Nâs) dua olarak okunması yaygındır. Ananeye göre, bu iki sure Peygamber'e büyü yapılmasından sonra, büyülerden korunması için indirilmiştir. Hadislere dayanarak bazı tefsirciler bu surelerin sadece birer dua olmaları sebebiyle, ilk dönemlerde Kuran'a dahil edil*mediğini söylerler. Fakat, daha sonra Kitab'ın en sonuna ilave edilmişler.
Kur'ân'da Başka Dünyaların Varlığına İlişkin Bilgi Var mı ?
Çağdaş müessirlerimizden Elmalılı Hamdi Hoca, Cin Suresi'nin tefsirin de pek çok görüşü dile getirerek, "Cin ecrimi Dazı klasik müfessirlere göre, belli duyarlı organizmaları kapsayan geniş bir olgular yelpazesi içinde kullanılmakladır.
Bu organizmalar öyle ince tabiatlı ve bizimkinden o kadar farklı bir fizyolojik yapıya sahiptirler ki, normal olarak duyularımızla kavranabilir durumda değiller. Canlı bir organizmanın rolünü neyin oynayabildiği ve neyin oynayamadığı hakkında çok az biliyoruz; ayrıca böyle olguları fark edememe ve gözlemleyemememiz, hiçbir şekilde onların varlığını inkar etmemiz için yeterli mazaret olamaz'' demektedir. Müfessirimiz şöyle devam ediyor "Kuran sık sık insan kavrayışının ötesindeki varlıklara atıfta bulunurken, Allah çoğu zaman bütün alemlerin rabbi olarak anılır. Bu çoğul halin kullanılması, bizim gözlemlerimize açık olan dünyanın yanı sıra, başka canlı varlıkların olduğunu açıkça gösterir Dolayısıyla, ve muhtemelen birbirlerinden farklı ve hatta bizim çerçevemiz dışındaki bir şekilde birbirleriyle çok ince etkileşimde bulunan ve belki de birbirlerinin alanına başka hayat tarzlarının var olduğunu hatırlatır İşte biyolojik unsurları bizimkilerden tamamen farklı oları başka canlı varlıkların bulunduğunu varsaydığımızda, bizim fiziksel duyularımızın onlarla ancak çok istisnai şartlarda baglantı kurabileceklerini düşünmemiz, mantıklı bir düşünce olacaktır. Onları görünmez varlıklar olarak tanımlamanın sebebi budur. Şırndı onların hayat tarzı ile bizimkisi arasında nadiren vuku bulan tesadüfi kesişmeler, insanın ilkel fantazisinin daha sonraları hayalet, ifrit veya öteki benzer tabiat üstü tezahürler olarak yorumladığı acaip (çünkü açıklanamaz) görütülere yol açabilir."
Müslüman Cinler Nerelerde Yaşar ?
Nesei ve Müsned'de Abdullah b. Sercis'ten nakledilen bir rivayette de Hz. Peygamberin deliklere idrar yapılmasını yasakladığı belirtiliyor, ünlü müfessirlerden Katade'ye, deliklere idrar yapmanın niçin yasak olduğu sorulduğu zaman, onun. "Delikler ünlerin meskenidir" şeklinde cevap verdiği aktarılmaktadır.
Rivayetlere göre Müslüman cinler köy ve dağlarda, müşrik cinler dağ ve denizler arasında yaşıyor. Müslümanlara ait evlerin tavanlarında Müslüman cinlerin bulunduğuna, sofralar kurulduğunda cinlerin insanlarla yemek yediklerine ve cinlerin en çok yemek olarak otları kullandıklarına. cinlerin en çok otluk, çöplük ve mezbelelik gibi pis yerlerde bulundukları. kemik ve tezek ile beslendikleri kabul ediliyor. Hz. Peygambere atfedilen rivayetlerde, evler de bırakılan çöplerin önlerin toplantı yerleri olacağı bildirilmiştir. Bazı İslam bilginleri ise hadislerdeki ün kavramıyla, üçüncü varlık türü olarak kabul edilen cinlerin değil, mikroplann kastedildiğini savunmaktadırlar.
Nasıl Oluyor da Cinler ve İnsanlar Birbirlerini Görmüyorlar ?
İnsan Allahû Tealâ'nın katındaki topraktan yaratılarak yeryüzüne indirildi. Cinler ise enerjiden yaratıldılar. Ve cinler de insanlarla birlikte yeryüzüne indirildiler. İnsanlar da cinler de aynı koordinatları paylaşıyorlar. Ama boyutlar, yapılar farklı olduğu için, ne onlar bizi, ne biz onları göremiyoruz. Eğer bir insanın hücresindeki en küçük yapıtaşı olan atoma bakarsak (-) elektrik yüklü olduğunu, bir cinin atom yapısının ise (+) elektrik yüklü olduğunu görürüz. Yani yapılarımız birbirine zıt olarak yaratılmış.
7/A’RAF-27: Yâ benî âdeme lâ yeftinennekumuş şeytânu kemâ ahrece ebeveykum minel cenneti yenziu anhumâ libâsehumâ li yuriyehumâ sev'âtihimâ innehu yerâkum huve ve kabîluhu min haysu lâ terevnehum innâ cealneş şeyâtîne evliyâe lillezîne lâ yu'minûn(yu'minûne).
Ey Âdemoğulları! Şeytan, sizin ebeveyninizi (anne ve babanızı), onların ayıp yerlerinin görünmesi için elbiselerini soyarak, cennetten çıkardığı gibi sakın sizleri de fitneye düşürmesin. Muhakkak ki; o ve onun kabilesi (topluluğu), sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Muhakkak ki; Biz şeytanları mü’min olmayanlara dost kıldık.
Allahû Tealâ diyor ki; Allah her iki doğunun da her iki batının da sahibidir. Bize göre doğu olan cinlerin âleminden bakıldığında batı, bize göre batı olan da cinlere göre doğu olmaktadır.
Periler, İfritler ve Hüddâm
Periler: Çok üstün enerjileri vardır Bir yerden bir eşyayı götürme, bir kişiyi başka bir mekana iletme gibi üstün yetenekleri vardır. İnsanlarla tam temas içerisinde bulunmazlar. Tek veya birkaç kişi halinde, su kenarlarında, ıslak zeminlerde, eski mezarlıklarda, deniz kıyılarında, gelinlikli yada tüller içerisinde, çok uzun boylu, üç-dört katlı bina büyüklüğünde, heybetli olarak bayan şeklinde insanlara görünürler. İnsanlara pek zarar vermezler. Eğer görüldüğünde korkmadan ondan bir hediye istemek ve almak mümkündür; ama bunu başaramayan insanları da etkileri altına alırlar ve yaşamsal faaliyetlerinde akıl, zeka buna benzer durumlarda bozulmalar olması mümkündür. Yaşam süreleri insanlara oranla çok çok fazladır. Beslenme dengeleri insanlara oranla farklıdır. Müslüman olan ve olmayanı vardır
İfritler: Çok üstün enerjileri vardır Bir yerden bir eşyayı götürme, bir kişiyi başka bir mekana iletme gibi üstün yetenekleri vardır. Kişilerin ibadetleri sonucunda cenabı hakkın isteğiyle emrine hizmetçi olarak verilebilir. Ama onu denetim altına almak ve kontrol etmek için, büyük inanca ve ahlaka sahip olmak gerekmektedir. İnsanlara görünümleri çok farklıdır: üç-dört kat bina şeklinde, yırtıcı büyük hayvan şeklinde, dev bir yılan gibi bir çok şekillerde görünebilirler. Yaşam süreleri insanlara oranla çok çok fazladır .Beslenme dengeleri, insanlara oranla farklıdır.Müslüman olan ve olmayanı vardır.
Hüddam: Ayetlerin okunmasıyla elde edilen güçle kişiye yardımına gelen hizmetçi konumundadırlar. Cinlerden daha üstün yetenekleri vardır. Buna sahip olan dinine ve genel ahlak kuralları içerisinde hareket etmesiyle Cenab-ı Hak tarafından ona verilen bir hediyedir. Her hangi bir yanlış hareket sonucunda kişinin gerekli öz veriyi göstermediğinden dolayı, bütün yetkiler alınarak kişi yalnız bırakılır. Bir daha da bu gücü elde etme şansı azalır. Müslüman ve inançlı olurlar.
Temel olarak, zaman ve mekan kavramları olmayan, istediği şekle girebilen, ışık hızında veya daha fazla güçle hareket edebilen, yerçekiminin etkisinde kalmadıklarından dolayı boşlukta hareket edebilen, beslenme alışkanlıkları bizden daha farklı olan, bedensiz varlıklar diyebiliriz.
Ufo'larla Cinlerin Bir İlgisi Var mı ?
Yeryüzünün en önemli varlıkları olan insanlar anlayamadıkları. tanımlayamadıkları şeylere tarih boyunca çok değişik isimler takmışlardır. Günümüzde bile bilimin açıklamakta güçlük çektiği, dahası tanımlayamadığı esrarengiz olaylann olduğu da bir gerçek. Bunlann başında her zaman tartışması yapılan ve insan dışında üçüncü tür canlı varlık olarak adlandırılan varlıklar konusu geliyor. Bu anlamda UFO'lann uzaylı varlıklara ait cisimler olduğundan tutun da, UFO'lann süper devletlere ait uydu araçları olduğuna kadar birbirinden ilginç, enteresan yorumlar yapılıyor. Bu yorumlarda o kadar ileri gidiliyor ki. arada bir insanların çıkıp "UFO gördük" diye niteledikleri şeylerin Cin oldukları iddia ediliyor. Binbir gece Masallan'nda sıklıkla yer alan Cin öykülerini pek çoğumuz hatırlarız. Küçüklüğümüzden beri. özellikle Anadolu'da anlatılan Cin hikayelerinin haddi var hesabı yok. Medeniyetleri neredeyse cadı ve periler üzerinde kurulmuş batıda da peri ve cadılar üzerine neredeyse bir külliyat oluşmuş bulunuyor, UFO'lara da bu çeşit hikayeler şeklinde bakabiliriz.
Zehirli Ateş Ne Demektir? Cinler, Bu Ateşten mi Yaratıldı ?
Cinler Kurân-ı Kerime göre dumansız ateşten yaratılmış olan varlıklardır. islam inanana göre göze görünen ve maddi yapıya sahip olan insanlar balçıktan yaratılmıştır veya insanın yaratıldığı sırada dünyadaki ortam Dalak şeklindedir. Buna karşılık göze görünmeyen bir yapıya sahip olan cinler ise yaratıldıkları sırada dünyadaki ortamın kızgın alev ve dumanlar saçan bir ortam olduğu Kur'ân-ı Kerimin ifadelerinden anlaşılmaktadır. Hicr suresi 27 ayette. "Cine gelince onu da (insandan cince) vücudun gözeneklerine nüfuz eden kavurucu ateşten yarattık'. Rahman Suresi 15. Ayette ise, 'Cini de halis ateşten yarattık" denilmektedir. "Cin" ve 'Can' kelimelerinin anlattığı gözle görülmeyen varlıklar, Kuranda "ins' kelimesinin karşılığı olarak da kullanılmaktadır.
Bu anlamda 'ins" gözle görülen akıllı ve mükellef varlıkları, "Cin" ise gözle görülmeyen akıllı ve mükellef varlıkları temsil eden kelimeler olarak ele alınmaktadır. "İns" ve "Çin'in her ikisini birden ifade eden kelime ise "Sakaleyn" dir. Kur'ân ı Kerimde 30'dan fazla ayette cinden bahsedilmekte ve hatta müstakil 72. surenin adı da "Cin suresi' olmaktadır. Bu bakımdan mutlak bir varlık olarak cinlerin inkarı İslam inancına göre mümkün değildir. Cinlerin gözle görülmemeleri onların yok oldukları anlamına gelmez.
Birçok şeyi gözle göremeyiz ama varlıklarını kabul ederiz. Mesela, elektriği gözle görmeyiz, ama varlığını kabul ederiz. Her insanın bir ruhu vardır. Ama gözle görmeyiz. Çok ihtiyacımız olan oksijeni kullandığımız halde görmeyiz. O halde cinleri inkâr etmemiz de mümkün değildir. Bu apaçık yüce kitabımız Kur'ân'ı Kerimde Cin Süresiyle mevcuttur, ve Kuran ı Kerimin çeşitli surelerinde cinlerle ilgili ayet-i kerimeler vardır.
Ek Bilgiler
Cinler, gayb âleminin bilinmeyenleridir. Onlar, Kur'ân-ı Kerim'de adı geçen ve Allahû Tealâ'nın “Ey insan ve cin topluluğu” diye hitap ettiği, İslâmiyetten sorumlu varlıklardır. Cinlerin de bizler gibi hayatları, cinsiyetleri ve evlilikleri vardır. Allahû Tealâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
7/A'RAF-11: Ve lekad halaknâkum summe savvernâkum summe kulnâ lil melâiketiscudû li âdeme fe secedû illâ iblîs(iblîse), lem yekun mines sâcidîn(sâcidîne).
Ve andolsun ki; sizi Biz yarattık. Sonra size suret (şekil) verdik. Sonra meleklere: “Âdem (A.S)'a secde edin.” dedik. İblis hariç, secde ettiler. O, secde edenlerden olmadı.
İblis, kıyâmete kadar insanoğluna duyduğu kin ve intikamını sürdürecektir. Ve Allah'a verdiği yemin üzerine insanoğlunu Allah'ın yolundan uzaklaştırabilmek için elinden gelen herşeyi yapacaktır. Yani elinden geleni ardına koymadan insanoğluna dünyayı dar edecektir. Allahû Tealâ buyuruyor ki:
7/A'RAF-17: Summe le âtiyennehum min beyni eydîhim ve min halfihim ve an eymânihim ve an şemâilihim, ve lâ tecidu ekserehum şâkirîn(şâkirîne).
Sonra, elbette onlara, önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından geleceğim ve onların çoğunu şükredenlerden bulmayacaksın.
Cinlerin içinden iblisin tayfasında olanlar, insanlara musallat olup onların bedenini kullanmak isterler. Bedenini kullanamadıklarını ise evham, korku vesvese vererek hasta ederler. Bu tür hastalar ancak havas ilmi ile tedavi edilerek kurtulabilirler.
Yaşar Cengizoğlu da manevi tedavi yapan havasçılardan biridir. Kendisi 1958'de Kars Sarıkamış'ta doğmuştur. Daha sonraki günlerini Sivas'ta geçirmiştir. Asıl mesleği mali müşavirliktir. 15 senedir insanları havas ilmi ile manevî olarak tedavi etmektedir. Siyasi bir suçtan dolayı yattığı hapishanede bu ilmi öğrenmiştir. 6 ay boyunca hücre hapsinde riyazet orucu tutup, sabah namazına kadar yaptığı ibadetlerle Allah'ın bir lütfu olarak bu ilmi kazandığını düşünmektedir. Çünkü bu ilim Allah'tan çok istenilerek elde edinilen bir ilimdir. Gayb âlemi dediğimiz bilinmeyen varlıkların âlemini çok iyi tanıyan Yaşar Cengizoğlu: “Mürşid ve himmet bu ilmin öğrenilmesinde çok önemlidir. Onlar da beni çok iyi tanırlar” diyor.
Riyazet: Bedeni her türlü hayvansal gıdalardan temizleyerek, sadece tuzsuz zeytin, hurma, arpa ekmeği ve su ile tutulan oruç ile yapılır. Amaç nefsi kontrol altında tutabilmektir. Bu zaman zarfında bütün dünya ilişkilerinden soyutlanılır. Yaşar Hoca bu orucu 6 ay yaparak bu ilim üzerinde yoğunlaşmıştır. Şu an Türkiye'de bu ilmi icra eden 11 kişiden biridir.
Cinler ile ilgili bölümü, havas ilmine sahip olan Yaşar Cengizoğlu ile yaptığımız röportaj sonucunu sitemize yerleştirdik. Kendisiyle irtibata geçmek isteyenler sitemizin adresinden ulaşabilirler.
Sakaleyn kimdir: Cinlere hükmeden kişiye sakaleyn denir. Süleyman Peygamber, İsa (A.S), Peygamber Efendimiz de sakaleyndir. Hazreti Süleyman, Süleyman tapınağını emrindeki cinleri kullanarak tamamlamıştır.
Havas ilmi nedir: Kur'ân ve sünnet üzeri yapılan manevî bir tedavi şeklidir. Bir ismi de RUKYE ilmidir. Rukyecilik Allah Resûlü (S.A.V)'in tedavi şeklidir. Bu tedavi, mânâ âleminin doktorlarından ve mürşidlerinden alınan himmet ile yapılır. Bir adı da gizli ilimlerdir. Allah'ın ilmidir, bu ilme sahip olmak için çok uzun bir eğitim sürecinden geçilir. Bu ilmi öğrenebilmek için bir öğretici bir mürşid esastır. Bir şeyhten yetki ve himmet alınmadan yapılmaz. Havas ilmi, Rahmâni cinleri kullanıp kâfir cinlerle mücadele etmek için Allah tarafından verilen bir ilimdir. Elde edilmesi çok zordur. En az 41 gün tuzsuz zeytin, hurma, su, ve ekmekle riyazet orucu tutulması lâzımdır. Bu arada kimseyle konuşulmaz, bütün dünya ile ilişkinin kesilmesi lâzımdır. Fazla yemek şeytanın çok hoşuna gider. Riyazet, halvete girmek şarttır.
Havasçıların görevi nedir: Havasçıların görevi, bedene giren, insanlara musallat olan kâfir, suflî cinleri oradan çıkarıp bedeni bu cinlerden temizlemektir. Havasçılar fizik âlemindeki doktorlar gibidirler, onların kendilerine has metodları vardır. Bugün piyasada bulunan medyumların hiç biri havasçıların yaptığı işi yapamaz.
Cinler hangi âlemde bulunurlar: Allah kâinatı 6 âlem olarak yaratmıştır.
1-Zahiri âlem (Şu an içinde yaşadığımız âlem)
2-Berzah âlemi( Rüyada veya öldüğümüz zaman gideceğimiz âlem)
3-Gayb âlemi ( Cinlerin yaşadığı âlem)
4-Gayb'ın berzah âlemi(cinlerin öldüğü zaman gideceği âlem)
5-Emr âlemi (melekût âlemi)
6-Emr âleminin karşıtı (Zülmanî âlem)
7-Lâ mekân yani yokluk olup karşıtı yoktur. Allah da Lâ mekânda'dır.
Şu an içinde bulunduğumuz mekânda 6 âlem de iç içedir. Kur'ân-ı Kerim'in 72. suresi olan Cin Suresi cinleri anlatmaktadır. Adları CANN, CİN diye geçmektedir. Sayıları insanlardan çoktur. Allah onları dumansız ateşten yaratmıştır. Görünmez olmalarına karşın varlıklarını hissettirirler. Onlar, gayb âleminin varlıklarıdır.
55/RAHMÂN-14: Halakal insâne min salsâlin kel fehhâr(fehhâri).
İnsanı, testi gibi kurutulmuş topraktan yarattı.
55/RAHMAN-15: Ve halakal cânne min mâricin min nâr (nârin).
Cann'ı (cinni) da 'yalın, dumansız bir ateşten' yarattı.
Cinler nasıl varlıklardır: Allahû Tealâ buyuruyor ki:
15/HİCR-26: Ve lekad halaknel insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
Andolsun ki Biz, insanı “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.
İnsan topraktan, cinler de dumansız ateşten yaratılmıştır. Bazen insan şekline dönüşürler, bazen yılan, bazen de siyah kedi ve köpek tarzında görünürler. Öyle cinler vardır ki insandan ayırt edilmezler. Meselâ sahâbeler zamanında insan kılığına girip yiyecek çalan cinler bile vardır. Peygamber Efendimiz: “Öyle bir zaman gelecek ki şeytanlar ve cinler iki ayaklı askerler olacaklardır.” diye buyurmuştur. Bu demektir ki 21. YY insan kılığında dolaşan şeytanlar ve cinler ile dolup taşacaktır.. Yani cinler ortalıkta cirit atmaktadırlar.
Cinler, akşam namazı ile sabah namazı vakti arasında etrafta dolaşırlar. Çok akıllı mahlûklar değildirler.Yaratılış itibari ile çok cahil mahlûklardır, çok yalan söylerler. Çok sabırlıdırlar. Âdem oğullarına atalarından gelme bir kinleri vardır.
Neden İnsanoğluna zarar verirler: Allahû Tealâ buyuruyor ki:
38/SAD-72: Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fe kaû lehu sâcidîn(sâcidîne).
Böylece onu sevva ettiğim ve onun içine ruhumdan üflediğim zaman, derhal ona secde ederek yere kapanın!
38/SAD-73: Fe secedel melâiketu kulluhum ecmaûn(ecmaûne).
Bunun üzerine meleklerin hepsi birden secde etti.
38/SAD-74: İllâ iblîs(iblîse), istekbere ve kâne minel kâfirîn(kâfirîne).
İblis hariç ki, o kibirlendi ve kâfirlerden oldu.
38/SAD-75: Kâle yâ iblîsu mâ meneake en tescude limâ halaktu bi yedeyy(yedeyye), estekberte em kunte minel âlîn(âlîne).
(Allahû Tealâ): “Ey iblis! Ellerimle (kudretimle) halkettiğim şeye secde etmenden seni men eden (şey) nedir? Kibirlendin! Yoksa sen yücelerden mi oldun?” dedi.
38/SAD-76: Kâle ene hayrun minh(minhu), halaktenî min nârin ve halaktehu min tîn(tînin).
(İblis): “Ben, ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten, onu tînden (nemli topraktan, balçıktan) yarattın.” dedi.
İşte iblisin Âdem'e olan kini o secde gününden kalmadır. Ona secde etmek çok ağırına gitmiş ve asla secde etmeyi kabul etmemiştir. Onun için Âdem (A.S) zürriyetine zarar vermek isterler. İnsanları hiç bıkmadan, usanmadan takip ederler. .Hep insanların zayıf anını beklerler. Eğer kişi çok dirayetli olur da bedenine giremezse görüntü vermek sureti ile korkutup bundan çok acayip zevk duyarlar. İşleri güçleri Âdem (A.S)'ın zürriyetine zarar ve mutsuzluk vermektir.
Cinler, her ne kadar ateşten yaratılsa da şekilleri ateş gibi değildir. Onların da kendilerine has şekilleri vardır. Konuşan hareket eden mahlûklardır. Dayak atınca canları yanar. İnsan da topraktan yaratılmasına rağmen ateşte yanabilir. Allah insanlardan önce kâinata cinleri yerleştirmiştir. İblisi bilerek yaratmıştır. Kâinatın boş kalmamasını istemiştir. İblis cennette bütün hilelerini yapmış ve Âdem (A.S)'ı cennetten çıkarmıştır. Bir rivayete göre cennete yılan şeklinde girmiştir.
36/YASİN-60: E lem a'had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta'budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun).
Ey Âdemoğulları! Ben sizden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), sizin için apaçık bir düşmandır.
36/YASİN-61: Ve eni'budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).
Ve Bana kul olun! (İşte) bu, Sıratı Mustakîm'dir.
Kaç çeşit cin vardır: Allah, Âdem (A.S)'a secde emrini verdiği zaman, secde etmeyen iblistir. O da cin taifesindendir. Cinler şu şekilde sınıflandırılabilir:
1-Müslüman cinler
2-Müslüman ve mü'min cinler
3-Kâfir cinler
İblis, kâfir cinlerin başındadır. Ve tektir. Âdem (A.S)'a secde emrine karşı gelen de odur. Ve kıyâmete kadar yaşayacağına dair Allah'tan söz almıştır. Şeytan (ona hizmet eden kâfir cinler), cin tayfasındandır. İnsanları kandırmak asıl görevidir.
İfrit, 4 tanedir ve hepsinin görevi ayrıdır. Onlara bağlı hizmet eden orduları vardır. İfrit, iblisten sonra Allahın yarattığı en güçlü mahlûktur. İnsanlara musallat olur. En çok Allah'ı zikredenlere musallat olur. Amacı Âdem (A.S) zürriyetini yoldan saptırmak ve onları hayatı boyunca mutsuz etmek, karı koca arasına girip yuva yıkmaktır. Çünkü Âdem (A.S)'ın zürriyetinin çoğalmasına dayanamazlar. En tehlikeli olanı Mardin ve Nusaybin cinleridir. Emir komuta sisteminde çalışırlar. Görevlerini bitirince üstlerine rapor verip kişiyi terk ederler.
Peri, dişi cinlerdir.
Karabasan, geceleri uykuda insanların üzerine oturup onlara sıkıntı veren cin tayfasıdır.
Tagut, yeryüzünde iblise hizmet eden insan şeytanlardır. Onlar da aynı şekilde insanları Allahı'n yolundan saptırırlar.
Cinler ne yerler, ne içerler: Onların beslenme şekilleri kokudur, enerji varlıklar oldukları için bizim gibi yemek yemezler. Pişmiş pilav kokusuna bayılırlar. Ayrıca kemik artığı et kokusu en sevdikleri kokulardır. Kim sofraya oturduğunda “Besmele” çekmezse yemeğini kâfir cinlerle paylaşır. Peygamberimiz (S.A.V):: “Özellikle et yemeği yediğiniz zaman elerinizi mutlaka yıkayın, yoksa yağlı elleri yalarlar.” buyurmuşlardır. Sigara dumanını çok severler. Kâfir olanları, kan, irin, hayvan pisliği kokularını çok sever.
Nerelerde yaşarlar, hangi mekânları severler: En çok mezarlıklarda yaşarlar, Harabe, ıssız yerleri severler, namaz kılınmayan evlerde, pis ve Kur'ân okunmayan evler mekânlarıdır. Çok pis insanları çok severler. Özellikle pis insanların kokularına bayılırlar. Peygamberimiz (S.A.V): “Her kim evine girerken ‘Bismillâh' demezse bilsin ki evine iblisle birlikte girer.” buyurmuştur. Kim yatağa besmelesiz girerse onunla birlikte yatarlar. Onlar da şöyle der: “Hem barınacak yer buldum, hem doyacak sofra buldum, hem de yatacak yatak buldum” . Herşeyin başı besmeledir. Evlerde en çok banyo ve tuvalette bulunurlar. Tuvalete girince özellikle Allah'ı hatırlatırlar. Mü'min cinler camilerde, mü'min evlerde barınırlar. Evlerde mü'min cinlerin bulunması iyidir. Çünkü onlar zülmanilere karşı koruma görevi yaparlar. Hamamlar, çöplükler, ağaç dipleri en çok barındıkları yerlerdir. Kâinatın her tarafı onlarla doludur, bütün evler onların mekânıdır. Müslüman kişilerin evinde müslüman cinler vardır. Kâfir kişilerin evinde kâfir cinler vardır. Nusaybin cinleri çok meşhurdur. İlk defa da müslüman olanlar Kâbe cinleridir.
İnsan bedeninde de barınırlar m: Kâfir cinler insan bedenini sahiplenirler. Bir insan bedenini sahiplendiler mi boğazda yalıya yerleşmiş gibi sevinirler. Orada çok rahat ederler. O kişinin ağzını, gözünü, beynini, kalbini kullanırlar. Çıkmak zorunda kalınca da, anne kucağından koparılıyormuş gibi bağırırlar.
Ömürleri ne kadardır : Ömürleri çok uzundur. Sahâbe zamanından bugüne kadar yaşayan cinler vardır. 1000, 1500 sene ömürleri vardır.
Nasıl yaşarlar nasıl ölürler: Evlenirler, çoluk çocuk sahibi olular, ölürler. Ticarî bir kaygıları yoktur. İnsan artıkları ile beslendikleri için çalışma gibi bir durumları yoktur. Eğlenirler, düğün yaparlar, konferanslar verirler. Çok güzel besteler yaparlar. Onların da canını Azrail (A.S). alır. Bizlerle birlikte cennet veya cehenneme gireceklerdir.
Hayvanların canını kim alır: Allah yarattığı hayvansal âlemi anadan doğduğu günden ecel gününe kadar sayısal bir zikir sayısı ile sınırlamıştır. O bittiği zaman otomatikman ölüm gerçekleşir. Bütün hayvanlar Allah'ı zikrederler. Cinler de öyledir.
Cehennemde yanmaları nasıl olacak, ateşten yaratıldıkları için ateş onları etkiler mi: Nasıl ki insan çamurdan yaratılıp ateşe atılıyorsa, cinler de ateşten yaratılıp toprağa katılacaktır. Bu onlar için çok büyük bir azap olacaktır.
Evimize kafir cinlerin girmemesi için nelere dikkat etmeliyiz: Evlerimizin temiz olmasına çok dikkat etmemiz lâzım. Evimizde Kur'ân okunacak, zikir yapılacak, bunu da duvarlar duyacaktır. Mümkünse gülsuyu evin her tarafına sıkılacaktır. Bu kokuya dayanamaz, kaçarlar. Tuvalet ve banyolarda olabildiğince az kalmak lâzımdır. Orada da insanı oyalarlar, gusül aldım mı almadım mı diye evham verirler. Hiç bir şey yapamazlarsa vesvese ile insanı mutsuz ederler.
Kimlere musallat olurlar: Özellikle kendi yolundakilerle uğraşmazlar; ama kendi yolundan biri Allah yoluna girerse ona çok musallat olurlar. Ümitsiz, mutsuz, korkak kimselerin zayıf bir anını kolaylayıp, çok rahat bedenlerine girip o bedeni kendi bedenleri gibi kullanırlar.
Cinler nelerden hiç hoşlanmazlar: Kâfir cinler Yâsin'i, ezanı ve tekbiri hiç sevmezler. Bunu duydukları anda zangır zangır titrerler. Namaz anını hiç sevmezler, secde anında çok azap çekerler, çırpınırlar. Kur'ân okunan evleri hiç sevmezler. Çünkü o zaman Rahmâniler gelir. Rahmânilerin olduğu yerde zülmanîler barınamazlar. Allah sohbetine hiç dayanamaz ve hemen oradan kaçarlar.
En çok neden korkarlar: Kâfir cinler ihlâslı bir müslümandan korktukları kadar hiçbir şeyden korkmazlar. Allah'ın evliyalarını hiç sevmezler, onlardan çok korkarlar.
Cinleri en kahreden şey nedir: “ Allah seni kahretsin” kelimesini hiç sevmezler. Aslında zaten Allah'ın rahmetini kaybetmişlerdir. Ama bunu Adem (A.S)'ın. zürriyetinden duymak, çok ağırlarına gider ve bu onları kahreder.
Cinlerden korunma yolu nelerdir: En önemlisi koruma kalkanının altına girmektir. Allah'ın başlarının üzerine emrinden bir ruh yerleştirdiklerinin içine hiçbir cin girip onu sahiplenemez. Her zaman abdestli dolaşmak lâzımdır. Her zaman “Besmele” çekmeyi alışkanlık haline getirmemiz lâzımdır.
Her insanın bir cini var mıdır: Evet, her insanın içinde bir cin vardır. Şeytan, zülmâni, iblis, cin dediğimiz 4 ismi olan şey herkesde vardır. Sahâbe Peygamber Efendimiz'e: “Ya Resulullah sende de var mıdır?”diye sorduğunda,“Vallâhi vardır; ama o bana teslim oldu.” buyurmuştur. Bir zülmanî, bir Rahmâni herkesde vardır. Kişi ne zaman Allah'ın hoşuna gidecek bir iş yapsa, namaz kılsa, hemen devreye girer, caydırmaya çalışır. Hem içeride kalp ve beyin, hem de dışarıda bedeni kuşatmaya çalışan zülmanîler vardır. Onlara karşı da görev yapan Rahmâniler vardır. Kâinat onlarla doludur. Boş hiçbir yer yoktur, özellikle güneş battıktan sonra şeytanlar, kâfir cinler cirit atarlar. Biz havasçılar, “Çocuklarınızı akşam namazından sonra kesinlikle sokağa çıkarmayın” deriz, ta ki seher vaktine kadar.
Sübyânlık nedir: Eğer anne cinli ise doğumda annenin cini çocuğa geçebilir. Çocuk doğduğunda bedeni cinli olarak doğar.
Kâfir cinler kimlere yaklaşırlar: İhlâslı olmayanlara, başlarının üzerinde bir koruyucusu bulunmayanlara, üzüntülü olanlara, kendini koyuveren, çok şiddetli üzüntüsü olanlara, şiddetli kaygıları olanlara, hayattan bütün ümidini kesmiş yaşamak istemeyenlere, yalnız yaşayanlara şak diye yapışırlar. İnsanlık âlemini öyle güzel izlerler ki, o açığı buldukları zaman hemen insan bedenine girerler. Buna havas ilminde “harici girme” denir.
7/A'RAF-154: Ve lemmâ sekete an mûsel gadabu ehazel elvâh(elvâha), ve fî nushatihâ huden ve rahmetun lillezîne hum li rabbihim yerhebûn(yerhebûne).
Ve Musa (A.S)'nın öfkesi yatışınca levhaları aldı. Onun (levhaların bir) nüshasında hidayet (Hakk'a hidayet, Allah'a ulaşma) vardır. Ve o, Rab'lerinden korkan kimseler için bir rahmettir.
Cin âlemindekilerle evli olanlar var mıdır: Eğer bir insan gece yarısı kan ter içinde uyanıyorsa, çok yorgun ve bitkin ise bu, o insanın o âlemden birisi ile evli olduğuna işarettir. Eğer cinler âleminden bir kadın bizim âlemden bir erkek ile evliyse ve bu durumu kabul etmişse o erkeğin hayatı boyunca o cinden kurtulması imkânsızdır. O kişiye her türlü kötülüğü yaparlar, dünyasını karartırlar.
Kimler insanı cinlerden kurtarabilir, cini vücuttan çıkartabilir: Bu tedaviyi yapabilen kişi, mutlaka havas ilmine vakıf, Allah'tan nusret, bağlı olduğu mürşidinden himmet alan bir kişi olmalıdır. Ses ve görüntü alabilmelidir (Gönül gözü, gönül kulağı açık olmalıdır). Mürşidi ile rabıtalı olmalıdır. Mürşidinin “başla” sesini duyup tedaviye öyle başlayacak bir kişi gerçek anlamda manevî tedavi yapabilir.
İnsanlar arasında dolaşan cinlileri nasıl fark ederiz: Eğer siz Rahmâni iseniz, karşıdaki insanın gözlerinin içine bakın. Cinli olan kişi bu bakıştan çok şiddetli rahatsız olur. Başını öne eğer ve gözünüze bakamaz. Daha sonra içinizden bir “Fatiha” okuyun ve izleyin, sıkıntı duyar. Üçüncü kademe olarak içinizden tekbir getirin. Kişinin içinde bulunan cin veya şeytan diğer kişinin içindeki ile temasa girer ve aldığı mesajı diğerine fısıldar, fal olayı böyle gerçekleşir
Cinlerin vücuda intikali kaç yolla ve nasıl olur: Cinler, bedene iki yolla intikal eder.
1-Hârici intikal: Müsait zaman kollayıp bedene girme,
2-Dâhili intikal: Büyü yolu ile bedene cin göndererek cin sokma
Kâfir cinler insan vücuduna nerelerden girerler: Ağızdan, burundan, kulaktan, ayaklardan, parmak uçlarından tırnak aralarından her yerden girebilirler. Bu hissedilmez. Çıkışta çok zor çıkarlar. Müslüman olup da mü'min olmayan cinler, insan vücuduna girerler ama onun günah olduğunu bilmezler. Daha ziyade çocuk yaştaki cinlerdir. Onları çıkarmak kolaydır. Bize “Yâsin okuyun ya da tekbir getirin ki yolumuzu bulalım” diye yardım isterler. Y3asin'in özelliği yol göstermesidir. Kendi kendine çıkamazlar.
İnsan vücudunda nerelerde saklanırlar: En çok kasıklarda saklanırlar. Sırasıyla ensede, diz kapak altlarında, sol kol altında, çünkü sağ tarafta hayra yönelik amellerimizi yazan melek vardır. Oraya gelemezler. Beden sahibini bazen ateşlendirirler, bazen sol kolu uyuştururlar ve ağrı verirler. O ağrıyı dumanla verirler. Genelde sabah kalkınca sol kolda uyuşukluk olur. Sol tarafta kalbin bulunduğu bölge necis olduğu için orayı seçerler.
Kişi, kendi içinde cin olup olmadığını nasıl anlayabilir: Sabahları çok zor uyanıyorsa, namazlarda çok vesvese oluyorsa, abdest anında akla hayale gelmeyen vesveseler geliyorsa, eşiyle çok şiddetli geçimsizliği varsa, eşinin yüzünü bir anda değişik görüyorsa, gözleri kan çanağı gibi kırmızıysa, sol kolda uyuşmalar oluyorsa, bunlar bariz belirtilerdir.
Eğer gece geç vakitlerde yorgun uyanıyorsa, banyoda, tuvalette çok uzun kalıyorsa, ani sinirlenmeleri varsa, yatakta çok sağa sola dönüyorsa, uykuda dişlerini gıcırdatıyorsa, eşine karşı sebepsiz soğuksa, bir anda kendini kaybediyorsa, bir anda kramp şeklinde ağrı giriyorsa, bir anda uyku basıyorsa, iki ayrı insan gibi farklı kişilikler sergiliyorsa, mutlak surette bu o kişinin bedenin içinde cin olduğunu gösterir.
Beden dışında cin olduğu nasıl anlaşılır: Onlar da rüya âleminde kendilerini göstererek alıştırırlar. Hiç acele etmezler, çok sabırlıdırlar. Kedi, köpek ve yılan olarak görülürler. Eğer uykuda yılan sokuyorsa uyanınca soktuğu yerde kişi acı hisseder. Yerde fare gibi koşuşan siyah karaltılar görüyorsa, karanlıktan korkuyorsa, arkadan biri beni takip ediyor korkusu varsa, biri tarafından devamlı gözetleniyor hissine kapılıyorsa, namazlarda arkasında biri varmış gibi hissediyorsa, kâfir cinler tarafından gözetleniyor demektir. Zaman kollayıp mutlak surette müsait bir anda içine girme yollarını arıyorlardır. Devamlı zaman kollarlar. Üzgün ve ümitsiz anlarında “fırsat bu fırsattır” deyip saldırırlar, aynı tilki gibidirler. Çok sabırlıdır ve hiç vazgeçmezler.
Cinleri evimizden uzak tutmak için ne yapmamız lâzım: Şu âyetin sıkça okunması lâzımdır: “La ilahe illâlahû vahdehu la şerike lehul mülkü şerike hamdü ve hüve âla küllü şey in kadir”. Bu âyet günde 100 defa okunur. Allah Resûlün'e 100 den az olmamak şartı ile salâvat getirilir. Yedi dükkân süprüntüsü ile tütsüsü yapılır, her tarafa gül suyu serpilir. Kur'ân'ı açıp sesli olarak evde dinlediğiniz zaman evde bir tane kâfir cin barınamaz.
Rahmâni melaikeler siz yatak odanıza girdiğiniz zaman odadan içeri girmezler, kapıda beklerler. Sadece kâfir cinler girer. Sebebi eşler arasında soğukluğu oluşturmaktır.
Yatak odasında âyet cinsinden hiçbir şey olmaması gerekir.
Şeytanla nasıl iş birliği yapanlar yaparlar: Şeytanla iş birliği yapmak isteyenler önce kâfir cinlerle ilişki kurarlar. Cinler onlarla şöyle bir anlaşma yapar: “Sen bizim patronumuz olan şeytanın emirlerine itaat ettiğin müddetçe biz de senin emrindeyiz”. Şeytan da onlara emrini verir. Büyücü cinleri emri altına alır. “Git şurada şunun vücuduna gir, şunu yap” diye veya yedirme tarzında büyü yapılır ve bedene cin sokulur. Cin görevini bitirinceye kadar çok yoğun çalışır, birisi müdahale etmezse işini bitirmeden o bedeni terk etmez. İşini bitirince patronuna gider, rapor verir ve bedeni terk eder. Bazen de ölünce bedenden çıkarlar.
Büyü nasıl yapılır: Yazılan muskalar, hazırlanan sular değil, burada asıl olan büyücünün görevlendirdiği cindir. Yani büyücü der ki: “Git şu şahsın bedenine gir ve bu karı kocanın arasını aç, vazifen bu”. Kâfir cin de emri mutlaka yerine getirir.
Büyünün kuvvetli tutması için ne yaparlar: Kur'ân'ı tersten okurlar, tuvalette okurlar ve abdestsiz okurlar veya Kur'ân'ı oturduğu minderin altına koyarak ve necis ortamlarda okuyarak büyü yaparlar. Bu sistem büyücülerin en etkili yoludur. Bu sistemle 12'den vururlar. Eğer kişinin bir mürşidi ve koruması yoksa yapılan büyü 24 saat içinde tesir eder. Medyumların hepsi zülmanî güçleri kullanarak mesleklerini icra ederler.
Bedenine cin giren kişi nasıl tedavi olur: Havas ilmine sahip olan kişiden başkası cinliyi tedavi edemez. İlim sahibi kişi önce cinliyi bir teste tâbî tutar. Bir bardak suya 7 fatiha okur, telefonun öbür ucunda olsa bile o okumanın etkisi ile eğer kişi cinlerin etkisin de ise suyun tadını değişik alır. Suyun tadı ya ekşi, ya tuzlu, ya acı, ya da yakıcı olur. Sonra cinlinin kulağına ezan okunur. Eğer kişide yine zülmanî cinler varsa kişi ezana dayanamaz, sıkıntı basar. Daha sonra yakma işlemine geçilir. Yakım başlayınca kişide yanma ve kaşıntı olur. Tıp buna çare bulamaz. 35 gün sonra mutlaka yanma ve kaşıntı durur.
Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e böyle bir hasta geldiğinde, bedene giren cine, “Çık ey Allah'ın ve Resûl'ünün düşmanı” deyip sırtına vururdu ve cini çıkartırdı. Hz İsa da, HZ Süleyman da böyle tedavi ederlerdi. Bunun adı “RUKYE”dir. Günümüzde rukye tedavisi tamamen unutulmuştur.
Cin ile havasçı arasında nasıl bir konuşma geçer: “ Hiç bir bedene zarar vermemek koşulu ile benim askerim olmayı kabul ediyor musun? Bedene zarar verdiğin takdirde başına neler geleceğini biliyor musun?” Cin, denileni yapmazsa yanacağını bilir. Cini mutlaka ehil ilim sahibi kişi çıkartmalıdır. Kulaktan çıktığı takdirde kulakta tahribat yapar. Ehil olan kişi onu alırken gözlere, kulaklara ve buruna Rahmâni görevlileri yerleştirerek oraları kapatır.Ve cini ağızdan alır. Cin ya Rahmâni ordusuna katılmayı kabul eder ki eğer etmezse yakılır. Bu onun sonu olur. Çıkış anında çok sıkıntı verirler, karın ağrısı yaparlar. Ve kafayı, kolları, ayakları uyuştururlar.
Şuna çok dikkât etmek lâzımdır. İçerideki şeytanın dışarıda dostları vardır. O içerden çıkıp sizin bedenine zarar veremez. Ama dışarıdaki dostlarını kullanırlar. Onlara iltifat da etmeyin. Sakın hakaret de etmeyin. Tek çözüm onları bulunduğu yerden çıkartıp almaktır. Bunu da ancak bilen biri yapabilir. Bu havas ilmi yapmış bir kişi olmalıdır. Onun haricinde medyumlar, cinci hocalar size daha fazla zarar verebilirler.
Azap âyetleri vardır, onlar okunur. Meselâ Bakara Suresinin 255. âyet-i kerimesi okunur. Hasta kusturulur. Pis, necis bir koku gelir. Bu onların kokusudur, ona tebliğ yapılır.
“Allah'ı seviyor musun, Peygamber'i seviyor musun, Kur'ân'ı seviyor musun?” diye sorarız. “Onlardan nefret ediyorum.” diye cevap verirler. Eğer bir cini yakıp da tayfasını yakmazsan intikam alırlar. Havasçıdan alamazsa ailesinden alırlar.
Cin çıkarma işini herkes yapabilir mi: Eğer bir mürşidiniz yoksa cinlerden haber alacak bir merkeziniz yoksa maneviyatta güç ve himmet yoksa değil cin çıkarmak, başınıza dert alırsınız. Sakın bu işe karışmayın size girer. Bunların içinde en tehlikelileri ifrittir, çok kuvvetlidir. Onunla mücâdele çok zordur. Genelde ya insanı intihara sürüklerler yada bir başkasını öldürtmeye çalışırlar. Bu konuda hiç durmadan ilham verirler.
Sakaleyn olan Süleyman Peygamber, Süleyman tapınağında cinleri mi çalıştırmıştır: Evet, bu 4 ifrit ve her birinin 360 tane tayfası ile birlikte Hazreti Süleyman'a hizmet etmişlerdir ve zerre kadar seslerini çıkaramamışlardır.
Muallâk taşının hikâyesi nedir: Süleyman (A.S) âsasına dayanıp bir noktaya baktığında aslında ölmüştür. Cinler onun öldüğünü anlamadan harıl harıl çalışır. Ama âsasına giren bir kurt âsayı kemirince âsa kırılır ve Süleyman (A.S) yere düşer. O zaman cinler, “Peygamber ölmüş” diye bağırınca hepsi işi bırakıp kaçarlar. Tam taşı yerine koyarlarken bırakıp kaçtıkları için taşın havada kaldığı rivayet edilir.
Cinlerin başka görevleri var mıdır: Cinlerin bir görevi de bütün insanların arasında infilâk çıkarmaktır. Devletler arası savaşları ile âdemoğullarını birbirine kırdırırlar ve ölmelerinden mutluluk duyarlar.
Gece yatakta cinlerden korunmak için ne yapmalıyız: Yatağa yatınca 21 Besmele çekilir, 3 Fatiha, 3 İhlâs, 3 Felâk, 3 Nas, 3 Ayet-el Kürsi okunur. Ve 21 Besmele ile kapatılır. O zaman ona ne bir cin, ne bir karabasan yaklaşamaz. Bu bir zırhtır. Sabaha kadar sizi korur.
Peygamber Efendimiz'e yardım eden cinler var mıydı: Peygamber Efendimiz'e yardım eden cinlerin başında Ebû Yusuf vardır. 140 cm boyunda yapılı ve çok kuvvetlidir. Hâlâ daha ondan yardım alınır. Şu an Ebû Hureyye Rabbani cinlerin başında yardımcımızdır. Ebû Yusuf ile irtibat halindedir. Onun yardımı ile cinli hastalar tedavi edilir. Cin içinden çıkartılır. Cini çıkan kişinin hemen korunmaya alınması lâzımdır. O zaman bir daha içine girmeleri mümkün olmaz.
Cinlerden korunma yollarını bilirsek bize zarar veremezler. En önemlisi onları iyi tanımak, onlardan korkmamaktır. Korkutmayı çok severler. Mezarlıklardan geçerken ürperti hissini veren de onlardır. Geceleri dışarıya sıcak su dökülmemelidir. Üzerlerine gelirse canları yanar ve zarar verirler. Besmeleyi dilimizden düşürmez, onları iyi tanırsak onlardan korunabiliriz. Bu yazının amacı da onları çok iyi tanıyıp bu konu hakkında bilgilenmektir. Genelde korku ve irade zayıflığı onlara davetiye çıkartır. Daha fazla bilgi için sitemize müracaat edebilirsiniz.




FIKRALAR 

RESİMLER 
SEÇME KONULAR 

Yerli Klipler (hazır)
























Açık Portlarınızı Kapatın

˜Ầ$Ħĭℓζce Pratik Bilgiler
Bursa'da, 14 yaşındaki kız çocuğuna 11 yaşından beri cinsel istismarda bulundukları iddia edilen 25 ile 65 yaşları arasındaki 7 kişi gözaltına alındı.
)
17 yıllık evli kocasının İslami içerikli bir internet sitesinde sohbet ederken tanıştığı kapalı, evli ve bir de çocuğu olan kadınla kendisini aldattığını, Eşinin evden ayrıldığını ve bir süre sonra barıştıklarını fakat eşinin bu kadınla ilişkisine devam ettiğini, bunun ne dine ne de ahlaka sığdığını anlatan kadına, boşanma hakkının olduğunu söyleyen Mustafa Karataş, eşlerini aldatan erkeklere çok ağır sorular yöneltti ve Hüseyin Üzmez olayını örmek gösterdi.
İnternet korsanlarının yeni tuzağına aldanıp sakın gelen maile tıklamayın.
Yeni tanıştığı kadının evinde alkolü fazla kaçıran Ahmet Yılmaz, gece yarısı uyanınca yanlış odaya girdi. Karanlıkta kadının, 76 yaşındaki felçli annesine tecavüz eden Yılmaz kendini, "Çakmağı yakınca gözlerime inanamadım. Besmele çekip kadının elini öperek odadan ayrıldım" diye savundu.
Kadınlar bir erkekten hoşlanıyorsa nasıl hareket eder? Kadınlar da erkekler gibi saça dokunma, giysileri düzeltme, bir veya iki ellerini birden kalçalarına koyma, ayak ile vücudun erkeğe çevrilmesi daha uzun mahrem bakışlar ve artan göz teması gibi aynı tepkileri gösteriyor.
ÇORUM'un Osmancık İlçesi'nde meydana gelen kazada hafif yaralanan 12 yaşındaki P.T.'nin, yapılan kimlik kontrolünde İzmir'den kaçırıldığı ve erkeklere pazarlandığı ortaya çıktı.
˜Ầ$Ħǐℓζ
Aşk Fm
˜Ầ$Ħǐℓζ Music Box
Kadın Argosu
Lanna Nakone’nin kaleme aldığı “Her çocuk farklı düşünür” isimli kitap oldukça ilginç. İnsanları 4 kişilik tipine ayırmış. Benim bugüne kadar incelediğim kişilik kuramları içinde akla en yatkın bulduğum örneklerden biri. Bu kişilik tiplerini kitapta olduğu şekliyle değil, kendimce bazı açılardan yeniden tanımlayarak paylaşacağım. Dört kişilik tipi var: Penguenler: Düzenci-Kuralcılar; Lassieler-Köpekler: Uyumcular; Vahşi Atlar: Yenilikçiler; Aslanlar: Otokratik Liderler.
msn adresim: 




